retailturkiye.com


Ana Sayfa | E-Dergi | Marka Rehberi | Yazarlarımız | Haberler | Basından | İş Arama | Hakkımızda | İletişim | Profiliniz Salı, 22 Mayıs 2012 
Altan Vural
Altan Vural

Nurdan Tümbek Tekeoğlu
Nurdan Tümbek Tekeoğlu

Birant Esinoğlu
Birant Esinoğlu

Servet Topaloğlu
Servet Topaloğlu

Yalçın Aras

Gökçelik
Yönetim Kurulu Başkanı


yalcinaras@gokcelik.com

 Toplam 37 yazısı bulunuyor. Tüm yazıları görmek için tıklayın. Tümü için ... (37)
Türk Lirası değerlenmeli mi? Yazdır E-posta
Yazarlar - Yalçın Aras
Salı, 02 Kasım 2010 13:03

En sağlıklı kalkınmanın ise rant ekonomisinden uzak, üretime dayalı (hem ülkemize hem de bütün dünyaya üreterek satmak) model olduğuna inanıyorum.

Türk Lirası değerlenmeli mi? Düşük döviz ne işe yarar?

Sayın Başbakanın “Değerli TL benim kişisel meselemdir”, sözü ekonomiden sorumlu birçok bakanla aynı görüşte mi?

Dünyanın diğer ülkeleri bu konu da ne düşünüyorlar?

Geçtiğimiz ay içinde bunları önüme gelene sordum; okudum ve ihracatı artırmak için düşük TL’nin ülke ekonomisine zararı mı var katkısı mı var araştırmaya çalıştım.

Bu arada şansım da vardı; çünkü geçen ayın en çok konuşulan konularında biri buydu. Ekonomisini ihracata göre ayarlamış bütün ülkeler sürekli olarak paralarının değerlerini düşürerek dış satımda avantaj elde etmelerinden dolayı dünyanın en meşhur ekonomi gazetesi olan Financial Times’in konu başlığı da ‘Döviz savaşları’ idi ve Türkiye’ye benzer ekonomiler de aynı durumda idi. Dolayısı ile dünya bu konuyu tartıştı.

Financial Times in, bu başlığı atmasının gerekçesi ise Brezilya Maliye Bakanı’nın Japonya, G. Kore, Çin ve Tayvan’ın sürekli paralarını düşük tutmak için merkez bankalarının duruma müdahale etmesine kızması oldu.

2008 ekonomik krizinden sonra Japonya, G. Kore, Tayvan, Çin, Endonezya, Tayvan ve Vietnam gibi ülkelerin ürettikleri malları dünya pazarlarına satarak kalkınma modeli etkilenince bu durumu sürdürmek için yüksek para birimleri ile değil düşük para birimleri ile bu durumlarını sürdürmek istemektedirler.

Brezilya ise bizim gibi parasının değerini düşürmeden dış yatırımcıyı ülkesine çekme gayreti içinde mücadele ederken ülkelerine gelen yatırımcı yalnızca borsaya yönelmiş. Özellikle referandumdan sonra ülkemizde bir yıl önünü görebilme şansı yakalayan yabancı sermaye iktidarın önümüzdeki seçimleri de alacağı varsayımı ile borsada rekor üstüne rekor kırdırttı. Bazı hisse senetlerinde yabancı yatırımları ise yüzde 90’lar seviyesine ulaştığını ekonomi gazetelerinin köşe yazılarından okudum. Bu hareketliliğin ülkemizde yapılacak genel seçimlere kadar devam edeceği görüşü de hakim.

Değerli Türk Lirası’nı devlet bakanı Zafer Çağlayan savunmuyor ama diğer ekonomik işlerden sorumlu bakanlar gibi o da sessiz. TİM ve İhracatçılar Birlikleri ise kesinlikle değerli TL’den yana değiller.

Benim kişisel görüşüm de bu doğrultuda. Kendi parası dolar karşında sürekli değer kazanan bir para birimi kalkınma modelinin ihracata ve üretime dayalı olması mümkün değil. Ancak iç satım ve özelliklede bu durumdan istifade eden; yani düşük faiz fırsatını değerlendiren konut satıcıları ve ithalata dayalı bir büyüme modeli öngörülüyor.

Ben de bu durumda sürekli şu soruyu soruyorum: İhracat ve üretim modeli ile büyümek mi daha sağlıklı, yoksa sadece iç piyasa hareketleri ile mi büyümek mi?

Yine kişisel görüşüm ülkemizin dış ticaret açığı ülkemizdeki dövizin uçup gitmesinden başka bir şey değildir.

Borsadaki sıcak para dedikleri para ise hiç bir zaman bizim değildir.

En sağlıklı kalkınmanın ise rant ekonomisinden uzak, üretime dayalı (hem ülkemize hem de bütün dünyaya üreterek satmak) model olduğuna inanıyorum.

Bu arada Türk Lirası’nın suni olarak düşürülmesinden de yana değilim. Ama gerçek değerinin de bu olduğuna inanmıyorum.

Türk Lirası değerlenmeli mi? Düşük döviz ne işe yarar?

Sayın Başbakanın “Değerli TL benim kişisel meselemdir”, sözü ekonomiden sorumlu birçok bakanla aynı görüşte mi?

Dünyanın diğer ülkeleri bu konu da ne düşünüyorlar?

Geçtiğimiz ay içinde bunları önüme gelene sordum; okudum ve ihracatı artırmak için düşük TL’nin ülke ekonomisine zararı mı var katkısı mı var araştırmaya çalıştım.

Bu arada şansım da vardı; çünkü geçen ayın en çok konuşulan konularında biri buydu. Ekonomisini ihracata göre ayarlamış bütün ülkeler sürekli olarak paralarının değerlerini düşürerek dış satımda avantaj elde etmelerinden dolayı dünyanın en meşhur ekonomi gazetesi olan Financial Times’in konu başlığı da ‘Döviz savaşları’ idi ve Türkiye’ye benzer ekonomiler de aynı durumda idi. Dolayısı ile dünya bu konuyu tartıştı.

Financial Times in, bu başlığı atmasının gerekçesi ise Brezilya Maliye Bakanı’nın Japonya, G. Kore, Çin ve Tayvan’ın sürekli paralarını düşük tutmak için merkez bankalarının duruma müdahale etmesine kızması oldu.

2008 ekonomik krizinden sonra Japonya, G. Kore, Tayvan, Çin, Endonezya, Tayvan ve Vietnam gibi ülkelerin ürettikleri malları dünya pazarlarına satarak kalkınma modeli etkilenince bu durumu sürdürmek için yüksek para birimleri ile değil düşük para birimleri ile bu durumlarını sürdürmek istemektedirler.

Brezilya ise bizim gibi parasının değerini düşürmeden dış yatırımcıyı ülkesine çekme gayreti içinde mücadele ederken ülkelerine gelen yatırımcı yalnızca borsaya yönelmiş. Özellikle referandumdan sonra ülkemizde bir yıl önünü görebilme şansı yakalayan yabancı sermaye iktidarın önümüzdeki seçimleri de alacağı varsayımı ile borsada rekor üstüne rekor kırdırttı. Bazı hisse senetlerinde yabancı yatırımları ise yüzde 90’lar seviyesine ulaştığını ekonomi gazetelerinin köşe yazılarından okudum. Bu hareketliliğin ülkemizde yapılacak genel seçimlere kadar devam edeceği görüşü de hakim.

Değerli Türk Lirası’nı devlet bakanı Zafer Çağlayan savunmuyor ama diğer ekonomik işlerden sorumlu bakanlar gibi o da sessiz. TİM ve İhracatçılar Birlikleri ise kesinlikle değerli TL’den yana değiller.

Benim kişisel görüşüm de bu doğrultuda. Kendi parası dolar karşında sürekli değer kazanan bir para birimi kalkınma modelinin ihracata ve üretime dayalı olması mümkün değil. Ancak iç satım ve özelliklede bu durumdan istifade eden; yani düşük faiz fırsatını değerlendiren konut satıcıları ve ithalata dayalı bir büyüme modeli öngörülüyor.

Ben de bu durumda sürekli şu soruyu soruyorum: İhracat ve üretim modeli ile büyümek mi daha sağlıklı, yoksa sadece iç piyasa hareketleri ile mi büyümek mi?

Yine kişisel görüşüm ülkemizin dış ticaret açığı ülkemizdeki dövizin uçup gitmesinden başka bir şey değildir.

Borsadaki sıcak para dedikleri para ise hiç bir zaman bizim değildir.

En sağlıklı kalkınmanın ise rant ekonomisinden uzak, üretime dayalı (hem ülkemize hem de bütün dünyaya üreterek satmak) model olduğuna inanıyorum.

Bu arada Türk Lirası’nın suni olarak düşürülmesinden de yana değilim. Ama gerçek değerinin de bu olduğuna inanmıyorum.

Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Ekim 2010 - 20. sayısında yayınlanmıştır.



.
 

.

.

Ücretsiz E-Bülten Üyeliği
Ana Sayfa | E-Dergi | Marka Rehberi | Yazarlarımız | Haberler | Basından | İş Arama | Hakkımızda | İletişim | Profiliniz © retailturkiye.com