|
Kalkınmakta olan ekonomimize en büyük ihtiyaç petrol kadar önemli olan diğer temel hammadde ihtiyacımızı karşılayan kalelerimiz keşke elimizde kalsaydı da söz sahibi olsaydık.
Geçtiğimiz ay, dış ticaretten sorumlu devlet bakanı Zafer Çağlayan Bursa’daydı. Ticaret Sanayi Odası’nın Meclis Salonu’nda, iş dünyası ve sivil toplum örgütlerin davetli olduğu toplantıda iki saate yakın bir konuşma yaptı. Yapmış olduğu konuşma iki ay önce Ankara’da katıldığım toplantıda söylenilenlerin aynısı idi.
Fakat sorulan sorular değişik konuları açıklık getirdi. Yerel ve ulusal basında schengen ülkeleri ve özellikle Almanya’nın uygulamış olduğu vizenin haksız rekabete yol açtığını, insan hakları ihlali olduğunu, AB ligi kriterlerine uymadığına yönelik soruyu soran biri olarak, özellikle de sayın bakanın vermiş olduğu cevap beni tatmin edici nitelikte idi. Bizim gibi düşündüğünü açık açık ve mertçe belirtti. Bakan, vize uygulayan AB ligi ülkelerinin artık işin dozunu kaçırdığını ve mantık dışı hareket ettiklerini ve bu konuyu Almanya’nın başbakan yardımcısına açık bir şekilde söylediğini vurguladı.
Türkiye’nin dış ticaret temsilciliklerinin sayısını artırması da iyi bir gelişme olarak gördüğümü belirtmeliyim. Yani doğruya doğru, yanlışa yanlış demek istiyorum.
Ancak bakanın özellikle ithalat konusunda ki sorulara cevaplarının beni tatmin etmediğini açık bir şekilde ifade etmeliyim. Enerjiye dayalı ithalatın 40 milyar dolarlara dayandığını, Türkiye’nin enerji yatırımlarında geç kaldığını itiraf ederken nükleer enerjinin de artık kaçınılmaz olduğunu söyledi.
Evet, ülkemizde petrol ve doğalgaz kaynakları yok bunu hepimiz biliyoruz. Ama benim sürekli verdiğim birkaç örneğe de dikkatinizi çekmek istiyorum. İngiltere’de çay yetişmiyor ama dünya çay ticareti İngilizlerin tekelinde. İsviçre’de kakao yetişmez, dünya çikolata ve kahve pazarı İsviçrelilerin elinde. Fındığı biz yetiştiriyoruz fakat fiyatını Hamburg Borsası belirliyor.
Ayrıca hibrit otomobili ile de ilgili akünün hammaddesi olan lityumun ülkemizde olmadığını ve hibrit otomobil üretmenin güçlüğünden bahsetti ki bunu kabul etmem mümkün değil. Üstelik Japonya başta olmak üzere Almanya ve Fransa’da da bu hammadde kaynakları yok; bu ülkelerin petrol kaynakları yok ama hibrit oto üretimine başladılar.
Ayrıca bor madeni bizde var ama işleyemiyoruz. Yani teknolojik devrime ihtiyacımız var demek istiyorum.
İthalatın artması ile ve dış ticaret açığı ile ilgili bir soruya ise…
İthalatın utanılacak bir şey olmadığını, “İthalatı da yine sizler gerçekleştiriyorsunuz” diye ekledi.
Bana göre de doğru. Fakat temel olan başka sebepleri de gözardı etmememiz gerekiyor. Örneğin montaja dayalı üretim, ithalata dayalı üretim modeli ve dış ticaret açığını artıran tüketime dayalı bankacılık ve kredilendirme sistemini gibi.
En önemlisi de ülkemizin ihtiyacı olan ve kalkınmanın en temel girdi maddelerinden olan demir çelik hammaddesinin ve özelliklede hurda ithalatının çok büyük boyutlara dayandığını; ülkemizin dünya hurda ithalatının %75’ini tek başına gerçekleştirirken alıcının Türkiye olmasına rağmen fiyatı satıcıların yani ithalatçıların belirlediğini ve bu duruma üzüldüğünü söyledi.
Sayın bakanın üzülmesine ben bir başka türlü üzüldüm Ereğli Demir Çelik ve Petkim keşke özelleştirilmese idi.
Kalkınmakta olan ekonomimize en büyük ihtiyaç petrol kadar önemli olan diğer temel hammadde ihtiyacımızı karşılayan kalelerimiz keşke elimizde kalsaydı da söz sahibi olsaydık.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Şubat 2011 - 24. sayısında yayınlanmıştır.
|