|
Gelinen nokta ise iğneden ipliğe her şeyin ithal olduğu, kişi başına düşen milli gelirin değil de milli borcun 30 bin dolar olduğu, tarım üretiminin boşlandığı, turizmin eskidiği ve hizmet anlayışının kötüye gittiği bir ülke.
Çok değil, bir kaç yıl öncesine kadar, gazeteci olsun, entellektüel olsun, bilim adamı ve siyasetçi olsun tv tartışmalarında veya makalelerde komşumuz Yunanistan’ın kalkınmışlığından bahsederlerdi. Yunanistan’ın kişi başına düşen milli gelirinin 25 bin dolar civarında olduğunu anlatırlardı. Turizmin gelişmişliğini ve adaları ballandıra ballandıra anlatırlardı. Tabii ki anlattıklarında doğru yönler vardı. Örneğin on milyonluk ülke olan Yunanistan, tarihinde ikinci kez olimpiyat düzenliyordu. Müthiş bir lobisi var Yunanistan’ın. Dış politikada tuttuğunu koparan bir ülke, bunu kabul etmek lazım. Bütün bu gelişmeler Yunanistan’ın başını döndürmüyordu. Zira milli içkileri uzo, taverna kültürü ile dönüp duruyorlardı. Avrupa’nın şımarık çocuğu benzetmesini ise kabullenir görünürlerdi.
Bir ay önce gittiğim Yunanistan’da müşterim Tannos ile iki gün boyunca sürekli seyahat ettiğimizde o anlattı ben dinledim. İnanın bay Tannos’un anlattıkları bugünlerde basınımızda yer alıyor. Gerçi olimpiyatlar başlamadan önce de Atina’da ki müthiş altyapı çalışmalarına müşterim Tannos “Bu yapılanlar bir gün bir tarafımıza batacak? Ama neremize bekleyip göreceğiz. Zira harcamaların hepsi borç” diyordu. Atina’dan Patra şehrine giderken dörtte üçü yapılmış olan otobana 29 euro gidiş geliş yol parası verdi. Bu yolun benzin parasının da aynı tuttuğunu söylüyordu. Zira otoyolları, demiryollarını Almanların yap işlet devret modeli ile yaptığını söylüyordu. Almanların limanları ve adaları istediğini söylüyordu müşterimiz Tanos. Ama satın alma teklifi belki hiç kimsenin aklından dahi geçmiyordu.
Sevgili okuyucular, 6 Aralık 2004’te Bursa’da yayınlanan haftalık ekonomik gazete de, ‘Komşumuz Yunanistan’ başlıklı bir yazımda, yine müşterim Tannos’un ağzından “... biz Yunanistan olarak üretici bir ülke değiliz. AB ligine girmeden önce KOBİ yapısında birçok işletmemiz vardı. Bunların gelişeceğini düşünüyorduk fakat bütün bunlar 3-4 yıl içerisinde haritadan silindiler. fiimdi bu insanların bir kısmı üreten ülkelere iyi bir müşteri oldular...” diye yazmıştım. Yani komşum ve müşterim Tannos geleceği altı yıl önce görmüştü.
Gelinen nokta ise iğneden ipliğe her şeyin ithal olduğu, kişi başına düşen milli gelirin değil de milli borcun 30 bin dolar olduğu, tarım üretiminin boşlandığı, turizmin eskidiği ve hizmet anlayışının kötüye gittiği bir ülke.
Müşterim Tannos’un son sözleri ise “Amman siz siz, olun AB liginin verdiği kredilere güvenmeyin. Esnafınızı, sanayicinizi, minik, orta, büyük demeden özellikle üreten kesimi (kim olursa olsun) AB ligine kaptırmayın. İster zeytin yetiştirsin, ister balık tutsun yeter ki üretsin. Pazar sizin pazarınız olsun.”
Evet, Yunanlının komşumuz parlamenter ve yüksek bürokratların maaş katakullilerinden tutunda, AB liginden vergi kaçırma yöntemlerinin nasıl yapıldığına kadar anlattı. Ama bu kadarı yeter. Anlattıklarından ders çıkarmak lazım.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Mart 2010 - 13. sayısında yayınlanmıştır.
|