|
Daha şimdiden Türkiye, Yunanistan krizinden olumsuz bir şekilde etkilendi. Euro kurunun aşağıya gitmesi ile birlikte TL maliyetleri ile üretip euro maliyetleri ile satanlar, euro satıp hammadde borsası ve borçlanması dolara bağlı olan ihracatçı, iki ay öncesinden en az yüzde 15 geriye gittiler. Daha da Türkçesi yüzde 10 kar yapan bir firma, şu anda yüzde 5 zararda.
Yunanistan’da baş gösteren iç karışıklık ve halkın kemer sıkma politikasına göstermiş olduğu tepki, protesto ve başkaldırı en son ölümle sonuçlanınca euro yazıyı yazdığım mayısın son günlerinde 1.938 TL’ye, euro dolar paritesi ise 1.21 seviyelerine düştü.
Basından takip ettiğim kadarı ile ciddi bir Alman gazetesi muhabiri Yunanistan’la ilgili yaptığı araştırmada, halkın yüzde altmışının memur ve emekli olduğunu; hiç hak etmedikleri halde yıllardır Almanya’daki memur ve emekli kadar maaş aldıklarını yazmış. Yunanlıların yıllardır kazanmadan hazır yedikleri ve resmen iflas ettiklerini ve euro para biriminden çıkmaları gerektiğini aksi taktirde krizden çıkamayacaklarını yazmış.
Ayrıca askeri harcamalarının da eşi benzeri görülmedik şekilde şaibeli olduğunu yazmış.
Niçin Alman gazeteleri yazıyor, çünkü AB Liginde en büyük desteği yıllarca Alman hükümetleri verdi.
Şimdi ise paraların nereye gittiğini sorguluyorlar: Ama Almanlar Yunanistan’da özelleştirmede en çok payı alan ülkelerin başında geliyor; o da ayır bir gerçek. Başka bir gerçek ise Yunanistan’ın iyi olmayan gidişatını İspanya, Portekiz hatta İtalya’nın da takip ettiğini basından hep birlikte duyuyoruz.
Yeni AB Ligi ülkelerinden Bulgaristan ve Romanya’da 500 ile 700 euro olan maaşların, dörtte birinin kesilmesi bu ülkeleri ayağa kaldırırken lüks ve refaha alışmış komşumuz Yunanistan’da ise 4.000, euro. Emeklinin 2.500 euro maaşlarla sirtaki yaparken, ‘Şimdi kemer sık diyorlar’, komşumuz alışık değil sıkma politikasına dolayısı ile isyan ediyorlar.
Yunanistan’ı yazıyorum çünkü bizi yakından ilgilendiyor. Çünkü, daha önceleri Uzak Doğu ve Rusya krizinden etkilenen Türkiye’nin yakın komşusu Yunanistan’ın krizinden etkileneceğini söylemek herhalde çok bilirlik olmaz.
Daha şimdiden Türkiye, Yunanistan krizinden olumsuz bir şekilde etkilendi. Euro kurunun aşağıya gitmesi ile birlikte TL maliyetleri ile üretip euro maliyetleri ile satanlar, euro satıp hammadde borsası ve borçlanması dolara bağlı olan ihracatçı, iki ay öncesinden en az yüzde 15 geriye gittiler. Daha da Türkçesi yüzde 10 kar yapan bir firma, şu anda yüzde 5 zararda.
Bütün bunlara karşılık ithalat yapan özellikle de euro ithal edip, TL ile satanlar ise en az karlarını yüzde 15 daha artırdılar.
Bütün bu olumsuz gelişmelerin, euronun düşüşün nereye kadar gideceğinin bilinmemesi ise işin en kötü tarafı.
Ben bu konuları sürekli dile getirirken beni arayan bazı arkadaşlar ‘Yahu kardeşim iyi de ihracat yaparken kullandığın ithal malı da ucuza alıyorsunuz bunu hiç dile getirmiyorsunuz’ diye sitemde bulunuyorlar.
Bu arkadaşların itirazlarının doğru olduğu taraf şu, ithalata dayalı ihracat yapan firmalar için geçerli, ama sadece ithalat yapıp üretmeyenler için geçerli değil.
İşte Yunanistan ve AB Ligi’nin, üretmeyen ülkelerinin örneği: gelir kaynaklarının büyük bir kısmını ithale dayalı vergilerden elde etmeye çalışan bir ülkenin denizin bittiği yere geldiğini hep birlikte gördük.
Eğer Yunanistan’dan ders almak isteniyorsa...
Ülkemiz için en önemli olan şu olmalı: üreticiye, ihracatçıya ve her şeyden önemlisi üretime yönelik her türlü alan genişletilmeli işin ucunda üretmek yatıyorsa eğer...
Gerekirse üreticiye, hatta ve hatta tüketiciye bile teşvik verilmeli, üretim konusu hiçbir zaman göz ardı edilmemeli.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Mayıs 2010 - 15. sayısında yayınlanmıştır.
|