|
Gıda marketlerinden, ayakkabıcısına, ev eşyasından tutun içtiğimiz kahvesine ve hızlı gıdasına kadar ithal ettiğimiz sektördeki bu oyuncuların ülkelerinde ekonomileri sıkıştıkça Türkiye veya kalkınmakta olan ülkelere akın edecekler.
AB ligindeki ekonomik kiriz, ülke krizi olmaktan çıkıp para birimi olan euro krizine dönüştü.
Euro’nun değer kaybetmesi elbette ki ülkemizde de ciddi sorunlar oluşturacaktır.
Eruro borcu olanlar, euronun değer kaybından dolayı, belki avantajlı görülebilirler ama ihracatımızda da euronun payı büyük olduğunu unutmamamız lazım.
Euro ile ihracat yapanlar ve alacaklı olanlar bu gelişmelerden son derece rahatsızlar.
Ayrıca Türk şirketlerinin ve Türk halkının euro bazlı hem tasarrufları hem de borçları var.
Dolara olan güvensizlikten sonra, eurodaki bu endişe tasarruf sahiplerinin altına yönelmesinde de en büyük etken.
Kişisel görüşüm, ne Amerikan doları nede euroda endişelenecek bir durum yok. Çünkü henüz bu paraların yerini alabilecek güvenilir bir liman yok. İşte global dedikleri durum da bu zaten; bir anlamda Avrupa’da olabilecek ekonomik gerileme ülkemiz içinde son derece etkileyici olacaktır.
Yılın son ayında, AB ligi liderlerinin yapmış oldukları zirvede aldıkları karar euro para biriminin durumunu etkileyecektir; fakat ne kadar sürede netice vereceği henüz belli değildir. AB liderlerinin yapmış olduğu zirvede nefes aldıracak nitelikte, kayda değer önemli bir karar çıkmadığını söylemeliyim.
Hani “Dağ fare doğurdu” derler ya, aynen öyle. Alınan kararların şöyle özetleyebilirim: Belli bir zaman sürecinde, AB ligi hükümetleri ekonomik konularda ve önemli konularda hep birlikte ortak tavır alacaklardır.
İngiltere başbakanı AB ligi tarihinde açık ve net bir şekilde ilk kez; Almanya ve Fransa’nın liderliğine de karşı çıkarak; “Bence, euroyu iyi idare edemediniz bu nedenle, almış olduğunuz bu kararlara İngiltere’nin hayrına değildir, kusura bakmayın destek veremem... Zaten ben euroya da dahil değilim” dedi.
AB ligine ihracatı yoğun olan sanayici ve üreticilerimiz için belirsizliğin zararına olacağını belirterek 2012 yılının hiçte kolay geçmeyeceğinin sinyallerinin şimdiden verildiğini belirtmeliyim.AB liginin almış olduğu kararlar Türkiye’yi direkt etkileyecek niteliktedir, tam AB ligi üyesi olmasakta aynı geminin içindeyiz.
Şimdi AB liginin, özelliklede Almanya’nın alacağı ekonomik tedbirleri, kararları ve buna krizde olan ülkelerin tam destek verip vermeyeceğini o zaman daha iyi göreceğiz.
Perakende sektörüne gelince; alışveriş merkezlerindeki oluşumları ve yapılaşmayı iyi incelediğimde büyük bir oranının ABD ve AB ligi menşeili ülkelerin markaları teşkil ettiğini görüyoruz. Gıda marketlerinden, ayakkabıcısına, ev eşyasından tutun içtiğimiz kahvesine ve hızlı gıdasına kadar ithal ettiğimiz sektördeki bu oyuncuların ülkelerinde ekonomileri sıkıştıkça Türkiye veya kalkınmakta olan ülkelere akın edecekler. Bu durum otomotiv, tarım ve inşaat sektörleri içinde geçerlidir.
Ekonominin anahtar kelimesi olan güven Türkiye’de mevcuttur.
Yani olumsuz yönleri kadar olumlu yönlerinin daha çok olacağı inancındayım.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Aralık 2011 - 34. sayısında yayınlanmıştır.
|