|
İtalyan Fiat fabrikalarının kurucusu AGNELLİ ailesi çok acı tecrübe yaşamış! Aile’nin tek mirascısı olan çocuğu sinema yönetmeni olmak istiyormuş. Aile onu Fiat İmparatorluğunun başına geçmeye zorlamış ve çocuk bunalıma girip intihar etmiş.
Bugün aile şirketlerinde yaşanan en önemli sorunlardan birisi, ikinci kuşağın yani çocukların işi devralmaları konusudur. Bu konuda kurucu işletme sahiplerini ‘’Çocuklarımızı mutlak anlamda işimizi devralmaya veya bizim işimizi yapmaya mecbur etmemeliyiz’’ anlayışına, olgunluğuna getirmek oldukça zor iştir. Çünkü kurucular çoğunlukla ‘’Ben evlatlarım için çalışıyorum ‘’derler. Halbuki gerçekte kendileri için çalışıyorlardır. Bu gerçeği bilmelerine rağmen bilmezden gelip , enerjilerini kuruluşlarını kurumsallaştırmaya harcamak yerine çocuklarını veliaht yapmaya harcarlar. Bunu başaramıyacaklarını anlayınca da hayal kırıklığına uğrarlar ve kendisini , çevresini yıpratmaya başlarlar. Yaradan’ın takdiri olsa gerek, çoğu zaman kurucularda var olan doğuştan gelen girişimcilik, liderlik,yaratıcılık gibi seçilmiş vasıflar veliahtlarda olmayabiliyor. Bu gerçekle yüzleşmekten kaçınan kurucular boşu boşuna yerime veliaht yetiştireceğim diye kendilerini paralıyorlar. Halbuki hayatın gerçekleri ile yüzleşseler ve bunları kabul etseler ,hayat herkes için daha kolay ve mutluluk dolu geçer. İnsan sevmediği ve yetkinlikleri karşılamayan işte başarılı olamaz. Sevmediği işle ve eşle yaşayamaz. Her insan eşini ve işini sevmelidir. O da ÖZGÜR TERCİH ile mümkündür. Çocuklarımızı bizim istediğimiz mesleği/işi yapmaya zorlamamalıyız.
Bu yaklaşımda ısrar eden İtalyan Fiat fabrikalarının kurucusu AGNELLİ ailesi çok acı tecrübe yaşamış! Aile’nin tek mirascısı olan çocuğu sinema yönetmeni olmak istiyormuş. Aile onu Fiat İmparatorluğunun başına geçmeye zorlamış ve çocuk bunalıma girip intihar etmiş.
Kötü bir örnek ve kötü hikaye, fakat dersi çarpıcı. Yani her şey para pul değil. Önemli olan kimin hayattan ne kadar lezzet aldığıdır. Belki de dağdaki bir çoban hayattan bizden fazla lezzet alıyordur ve yaşama sevinci bizden fazladır. Hayatta her şey görecelidir /izafidir. Kişiye göre değişir.Onun için doğru tek değildir derler.
Bu acı hikayeyi dinledikten sonra okuyan çocuğu olanlar, düşünün. Çocuklarınız okullarından mezun olacaklar. Biz ana baba olarak kendimizi’’kızım hukukçu, oğlum İçmimar olacak diye şartlandırmışız. Hatta çocuklarımızı meslek seçiminde de bugüne kadar bir şekilde yönlendirmişiz!
Belki bizler böyle davranmakla büyük bir yanlışın içine girdik!
-Tecrübem bana gösteriyor ki, iş hayatına atılan çoğu insan eğitim gördüğü alanın dışında iş/meslek seçiyor.
-İnsan sevdiği ve zevk aldığı/lezzet aldığı işi yapmalıdır.
-Dolayısıyla çocuklarımızı iş seçiminde özgür bırakmalıyız.
Eğer çocuklarımızın çalışacakları iş alanı onları mutlu etmiyorsa; buna rağmen kendilerini eğitim aldığı alanda iş yapmak zorunda hissetmemeliler. Özetle kızınız hukuk okudu diye hukukçu olmak zorunda değil, Oğlunuz İç mimarlık okudu diye bu mesleği yapmak zorunda değil.Çocuklarınız sizin kurduğunuz işletmelerde görev almak veya yerinize geçmek zorunda değil, Hayat onların ve onu nasıl yaşayacaklarına kendilerinin karar vermelerine izin vermeliyiz. Onları asla patron olmaya zorlamamalıyız. Onları ,bizim onlara biçtiğimiz kariyer planını reddetmeleri halinde asla desteğimizi çekmekle tehdit etmemeliyiz.
Ebeveynleri olarak bizler, çocuklarımızın okul sonrası iş seçiminde ;
-Onların özgür iradeleriyle seçecekleri mesleki tercihlerinize saygı duymalıyız,
-Onlara maddi ve manevi elimizden gelen tam desteği vermeliyiz.
-Onlara bunu hissettirdiğimizden emin olmalıyız.
Çünkü onlar bizim evlatlarımız ve en değerli varlıklarımızdır. Türk Eğitim sisteminin;
-Çocuklarımızın yeteneklerine göre yönlendirildiği ,
-Severek yapacakları meslekleri seçebilecekleri ,
kalite düzeyine getirilmesi dileğiyle…
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Ekim 2010 - 20. sayısında yayınlanmıştır.
|