|
Çalışanın iş yerinde huzur içinde çalışmasının önkoşulu yöneticisinin liyakatini asla yargılamaması ve başkaları ile mukayese etmemesidir. Yöneticisini benimsemeyen, kabullenemeyen çalışan o işyerinde başarılı ve kalıcı olamaz.
İş hayatında sıkça karşılaştığımız önemli bir sorunda çalışanların yöneticileri ile iyi iletişim ve iyi ilişkiler kuramamasıdır.
Her çalışan işini, iş yerini ve patronunu seçebilir. Fakat hiçbir çalışan yöneticisini kendisi seçemez.
Yönetici atamalarında adayın eğitimi, bilgi birikimi, yetenekleri, tecrübesi, iletişim kalitesi vs gibi özellikler dikkate alınır. Genellikle yönetici seçimi bu niteliklere sahip olan adaylar içinden ehliyet ve liyakate göre yapılmaktadır.
Tabi ki bu kriterler içinde adayın “Ekibi ile iyi ilişkiler ve iletişim kurabilme becerisi” önemli bir yere sahiptir.
Bir araştırmaya göre zeka seviyesi (IQ) ortalamanın üzerinde olan çoğu çalışanın zeka seviyesi (IQ)ortalama olan ancak sosyal zeka (EQ) seviyesi yüksek yöneticiler tarafından yönetildiği ortaya çıkmış.
Bu araştırma gösteriyor ki yönetici olmak için yüksek IQ sahibi olmak yeterli değil. Aynı zamanda yüksek EQ (sosyal zeka) ya da sahip olmak gerekir.
Ancak kuruluşlar bazen yönetici seçiminde ve atamalarında bir yöneticide olması gereken bu ve benzer kriterleri adayların tümü için adil ve objektif biçimde uygulamayabilirler.
Atamanın yapıldığı ortamın ve zamanın şartları da aday tercihini etkileyebilir. Bu durumda kurumsal bazı özel kriterler de dikkate alınmış olabilir.
Bu gibi istisnai durumlarda dahi “Hiçbir çalışan yöneticisini belirleyemez” kaidesi geçerlidir.
Çalışanın iş yerinde huzur içinde çalışmasının önkoşulu yöneticisinin liyakatini asla yargılamaması ve başkaları ile mukayese etmemesidir. Yöneticisini benimsemeyen, kabullenemeyen çalışan o işyerinde başarılı ve kalıcı olamaz. Bir üst pozisyona şirket içinden veya dışından atama yapılması kuruluş içinde huzursuzluk çıkarabilir.
Her kuruluşta kendisini daima bir üst pozisyona layık gören birden fazla çalışan vardır.
Bu işyerinde rekabetin doğal sonucudur. Her atama sonrası bu adaylar rahatsız olur ve problem çıkarırlar. Tercih edilmeyen adayların yapılan atamanın liyakatini sorgulamaları ve çalışma ortamı huzurunu bozmaları onlara işlerini kaybetmekten başka bir şey kazandırmaz.
Kuruluşlarında huzuru koruyarak çalışmaya devam etmeleri veya kendilerine daha çok takdir edilecekleri bir başka kuruluş bulmaları iş hayatının gerçeğidir. Bu gerçeği kabul etmek istemeyen çalışan hayatı kendine de çevresine de zindan eder, iş yerinde ve hatta evinde huzur bırakmaz.
Astlarıyla ve üstleriyle iyi ilişkiler ve iletişim kuran çalışanlar terfilerde rakiplerine göre her zaman bir adım öndedirler.
Her yönetim öncelikle kuruluşlarında iç huzuru korumaya öncelik verir. Çalışanların pozisyonu yatay veya dikey ne olursa olsun diğer çalışanlar ile uyumlu, ölçülü ve deneli ilişkiler kurması esastır.
Şirket içinde ortamın huzurunu bozan çalışan alleme-i cihan olsa şirketin en parlak elemanı dahi olsa şirkette barınamaz, işini mutlaka kaybeder. Patronlar ve yöneticiler için başarının ön koşulu iş yerlerinde huzur ve sükunun sağlanması ve korunmasıdır.
İş yerlerinde çalışanlar arasında rekabet her zaman seviyeli ve objektif ölçütlerde olmalıdır. Asla çalışma huzurunu bozmamalıdır.
Tabi ki bunun sağlanabilmesi için kuruluşlarda İnsan kaynakları yaklaşımlarının ve uygulamalarının adil, objektif kriterler esas alınarak çağdaş iş süreçleri ile yapılması gerekir.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Ekim 2011 - 32. sayısında yayınlanmıştır.
|