|
Dünyanın en büyük hızlı tüketim ürünleri şirketlerinden biri olan Benckiser’in 16 kurucu ortağından biri olan ve İglo Türkiye’yi de hayata geçiren Caner Tunaman ile olan dostluğumuz 20 yıl önceye dayanıyor. Tunaman’ın Bağdat Caddesi’ndeki ofisinde sohbet ederken geçmişi konuştuk. Gelecekle ilgili çalışmalar hakkında da bilgiler aldık. Tunaman, bu haber yolculuğumuzda bizlere Benckiser’i kurmaya nasıl karar verdiklerini şöyle açıkladı:
“Malezya’nın Unilever Yönetim Kurulu’nda 9 genel müdürden sorumluydum. Daha sonra Türkiye’ye döndüm. Türkiye’ye dönmeden Brezilya’nın mı Kenya’nın mı başkanlığını istersin diye sordular, ‘Hayır, Türkiye’ye dönmek istiyorum’ dedim. Bana, Türkiye’de beni başkan yapamayacaklarını; ancak başkan yardımcısı olabileceğimi söylediler. Buna rağmen Türkiye’ye dönmek istediğimi söyledim; çünkü artık tamamıyla Türkiye’de olmak istiyordum ve döndükten sonra da Unilever’den ayrılmak istiyordum. Bunu söylediğimde Unilever’de kimse bana inanmıyordu. Bu kadar başarılı olmuş, kendisini ispatlamış, Time mecmuasına kapak olan ve Unilever’in dünya yönetim kurulundaki yerine kesin gözüyle bakılan Caner Tunaman böyle bir teklifi nasıl reddedebilirdi? Ben Hollanda’da Unilever’in Hollanda Pazarlama Müdürü olarak 3 sene yaşadım. Hayatımı Türkiye’de yaşamak istiyordum ve kararım çok netti. 44 yaşında, dünya üzerindeki bir numara şirketlerin başkanlığını Genel Müdürlüğü’nü, Pazarlama Müdürlüğü’nü yapmış, hazır pazarlamacı bir Caner Tunaman. Israrlar, teklifler. Her şeyden önce Türkiye’ye fabrika kurmaları gerektiğini; hatta bu fabrikayı hemen kurmaları gerektiğini, aksi takdirde yanlarında olmayacağımı söyledim. Bir dünyaca ünlü sigara şirketi Samsun’da bir fabrika açacağını belirtti, ‘Ne zaman?’ dedim, ‘Yakında alacağız’ dediler; ‘O zaman bir mukavele yaparsınız, bir sene içinde almazsanız bana ne tazminat ödemeyi ön görüyorsunuz dedim, yan çizdiler. Aynı şekilde Mars Gurubu bir teklifte bulundu, yine Türkiye’de bir fabrika alacaklarına dair bir garanti veremediler. Niyetleri Türkiye’ye ithal mallar getirmek ve ülkeyi ithal şirketlerin malı haline getirmek. O dönem Türkiye’de üretim yapmalarına dair anlaşma sağlayamadığımız şirketleri Sezginler’e veriyorduk. Sezginler’i, büyük bir dağıtım şirketi haline gelebilmesi için elimden geldiğince desteklemeye çalışıyorum. Demeye kalmadı, bir gün sekreterim ‘Efendim, pos bıyıklı, iki metre boyunda bir Alman geldi. Sizinle görüşmesi gerekiyormuş’ dedi; şaşırdım, ‘Siz de herkesi içeri sokuyorsunuz’ diye kızdım; sekreterim de adamın çok kibar biri olduğunu, güvenlikten geçtiğini, bütün belgelerinin geçerli olduğunu; ama randevusu olmadığını söyledi. İçeri aldırdım, Boston Consulting’in Avrupa Başkanı Dr. Peter Hart’tı. ‘Peki ne yapmayı düşünüyorsunuz?’ dediğimde, ‘Bir aile şirketi var, Benckiser. Çok paraları var. Biz bu şirketi alacağız, büyüteceğiz, büyüttükten sonra da onun Dünya kurucuları olacağız, bu altı deli! Sonra da şirket dünyaya açılacak, dünyada bir numaralı bir şirket olacağız. Şu an bir mamulleri ve üç şirketleri var. Biri Almanya’da, diğerleri tesadüfen hammadde borcunu ödeyemediği için Portekiz’de ve Yunanistan’da el konulmuş iki şirket!’ dedi. Üç küçük Benckiser var dünyada. Bir tek ürünleri Calgon var, o ana kadar hiç duymadığım bir Calgon. ‘Peki ne yapıyor bu?’ dedim, Calgon’un hikayesi bana çok ilginç geldi. Anlaştık, Çamaşır makineme bir şey olur tedirginliğiyle insanlar Calgon kullanıyor, bu da bir tatmin şekli aynı zamanda. Bu şekilde şirketi kurmaya başladık. Temel amacımız belliydi. Bir dünya şirketi olacaktık. Şirket tam anlamıyla kuruldu, dokuz sene sonunda öyle büyüdü ki Amsterdam’a taşınmak zorunda kaldı. Bir Alman şirketi hüviyetinden çıkarak bir dünya şirketi olduk. New York ve Amsterdam borsalarına açıldık, 48 ülkede bir şirket olduk. Bizde dünya kurucuları olduk. Dört sene sonunda Reckitt&Collman şirketiyle birleştik, Reckitt&Colman’la birleşmemiz esnasında öyle büyüdük ki; Reckitt Benckiser, P&G, Unilever’le birlikte dünyanın en büyük üç şirketinden biri oldu. Türkiye’de yarattığımız ve dünyanın ilk renklilerde de kullanılabilen çamaşır suyu olan yeni ürünümüz Kosla dünyada bir keşifti. Marc ise tamamıyla Türkiye’de bulunmuş bir üründür.”
Reckitt Benckiser’in uzun vadeli stratejisini de değerlendiren Tunaman, “Benckiser artık global bir şirket ve Reckitt Benckiser’in global olarak tayin edeceği ürün stratejileri dahilinde Reckitt Benckiser yeni ürünler çıkaracak. Marc var, Marc Mutfak var, Marc Banyo var. Daha da gelişiyor, şimdi Marc dan da iyi Cillit Bang var. Kadınların ihtiyaçları çok değişik” dedi.
İglo Tükiye’de
Dondurulmuş gıdanın yaratıcısı olarak kabul edilen İglo, Caner Tunaman tarafından Türkiye’ye getirildi. Tunaman, bu geliş öyküsünü şöyle anlattı:
“Türkiye enteresan bir ülke. Potansiyellerinin önüne geçmeniz mümkün değil. Bugün İngiltere hükümeti Türkiye’yi dünyanın bir numaralı yatırım bölgesi olarak tanımlıyor. Dünya bize güveniyor! İglo da bu güvenin itici gücüyle geldi.
İglo, Türkiye’deki potansiyele çok inandı ve güvendi. İglo’nun Rusya pazarına girme projesini de kolaylaştıran bir adımdı Türkiye’ye gelmek. Türkiye ve Rusya pazarlarının Avrupa’daki hedef tüketici sayısını ikiye katlaması öngörülüyor.
Tüketiciyi bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Marketlerdeki stantlarımızla son tüketiciyle direk temasa geçiyoruz. Türkiye genelinde toplam 150 kişiden oluşan bir bilinçlendirme ekibimiz var. Ekibin temel misyonu, tüketicilerin dondurulmuş gıdaya yönelik sorularını cevaplandırmak ve tüketiciyi eğitmek.
Buzdolaplarının ya da derin dondurucu olarak satılan soğutucuların görevi sebzeleri dondurmak değil, dondurulmuş sebzelerin muhafazasını sağlamak. Şimdi hanımlarımızda bir alışkanlık var. Bezelyenin fiyatı düşünce, kilolarca alıyorlar ve kışın kullanmak üzere doğru dondurucuların içine gönderiyorlar. Oysa o dondurucunun ürünü vitamin değerini kaybetmemesi için gereken süre içerisinde dondurabilmesi mümkün değil. Yavaş yavaş donduruyor ve besleyici değeri olmayan bir şey çıkıyor ortaya. Dondurucuların görevi muhafaza etmektir. Ürünü alır eve getirirsiniz, tüketeceğiniz zamana kadar dondurucunuzda – 18 derece tutarsınız.
Diğer bir tarafta da bilinçlendirici reklamlarımız var. Sadece İglo ürünlerini değil, dondurulmuş gıdanın da doğru tanınmasını sağlıyoruz bu reklamlarda.
Dondurulmuş gıda çok ciddi bir iş, dolayısıyla ciddi yatırımlar da yapmak lazım. Mesela İglo’nun Alaska Mezgiti’nin tutulması tam anlamıyla ritüel gibi işleyen bir süreç. Fiyatımız biraz daha pahalı ama ürünlerimizin farklılığı çok çok daha fazla. Saf fileto balık kullanılarak yapılmış İglo Fish Finger mesela Alaska’nın en temiz sularından tutulmuş bir balığın filetosunu kullanmak başka bir şey, balık artığıyla ürün yapmak başka bir şey. Aradaki fark çok daha fazlasını hak ediyor.
Yalnızca deniz ürünlerinde mi? Hayır, sebzelerde de ciddi hassasiyet taşıyor İglo. Tarlada en uygun tohumun ekilmesi gerekiyor. Bir dizi araştırmaların ardından hem besleyici değeri yüksek hem de en lezzetli ürünü verecek tohum bulunuyor öncelikle. Japonya’da ekilen tohumla Türkiye’deki toprağa uygun tohum birbirinden farklı. Doğru tohum yanlış yere ekildiğinde yanlış netice veriyor. Tohum seçimiyle de bitmiyor tabi iş. En doğru tarlaya en doğru biçimde en doğru iklime ekeceksiniz o tohumu. Tarla nerede? Tarlanın yeri çok önemli. Uçak pistinin yanında mı, uçağın egzozlarına maruz kalıyor mu? İglo, en uygun tarlayı belirliyor ve ürünün toplanacağı en uygun günde ‘toplayın’ diyor. İlaç varsa, hormon varsa almıyor o ürünü. Fabrikadan çıkan ürün, markete ulaşıyor. İglo ürünlerini sadece dondurulmuş gıda standartlarına uyan marketlerde bulabilirsiniz .”
İglo’nun ürün çeşitliliğinin artacağı müjdesini veren Tunaman, “Şu an projelendiriyoruz, Türk halkına damak tadına uygun neler sunabiliriz? diye düşünüyoruz. Hem dışarıdan yeni ürünler gelecek, hem bazı ürünlerin Türk damak tadına uygun hale getirilmesi gerçekleştirilecek hem de geleneksel lezzetlerimizi ürün segmentimize dahil edeceğiz. Bütün üreticilerle görüşüyoruz, birçok fabrikayla temas halindeyiz. Yoğun bir dönem geçiriyoruz. Hepsini sıralayacağız, sonrasında İngiltere’den mühendisler gelip tesisleri gezecek. Nihayetinde kimlerle çalışabiliriz, göreceğiz. İran, Suriye, Lübnan, Ürdün, Gürcistan hatta Ermenistan’a ihracat düşünüyoruz. Türkiye’deki üretim alanlarından, buralardaki pazarlara ulaşacağız. Şimdilik 7 milyon euro yatırdık. Türkiye’de yerli üretim başladığı zaman 30 milyon euro’ya çıkacağımızı tahmin ediyorum. İglo’ya ilgi arttıkça, ihracatla da birlikte bu rakamın 60, 70 hatta 80 milyon euro’yu bulması işten bile değil. Şu anda 2 bin kişiyi istihdam ediyoruz. Türkiye operasyonunda projeyi ucundan tutan 2 bin kişilik bir ordumuz var. Üretim ayağına geçtiğimizde, fabrika personeli, üreticisi derken rakamlar çok çok büyüyecek elbette. Pembe tablo çizmiyoruz. Sektöre de kendimize de güvenimiz tam. Gelecek dondurulmuş gıdanın olacak” dedi.
|