|
Market devirlerinde ‘’satın alınan’’ esas itibariyle zincirin ‘’iş yapma kapasitesi’’dir. Doğal olarak donanım, raflar, kasalar vb hesaba dahildir fakat bunların toplamı satın alınan zincirin cirosunun getireceği etkiye oranla düşük değerdedir.
Takriben 15 yıldan bu yana gıda perakendeciliğinde küçük ve ortaboy zincir marketlerin büyükler tarafından satın (devir) alınmasına tanık oluyoruz. Özellikle son 4 yılda giderek artan bir tempo var. Bu gidişle daha bir hayli zincirin el değiştirmesini izleyeceğiz.
Market devirlerinde ‘’satın alınan’’ esas itibariyle zincirin ‘’iş yapma kapasitesi’’dir. Doğal olarak donanım, raflar, kasalar vb hesaba dahildir fakat bunların toplamı satın alınan zincirin cirosunun getireceği etkiye oranla düşük değerdedir. Genelde de satın alan şirket zaman içerisinde donanım ve yazılımı kendi programlarına göre değiştirmeyi ve yenilemeyi göze alır.
Hedef: Satın alınanın pazar payıdır! Bulunduğu noktalar, müşteri nezdinde güven, yetişmiş personel, satın alan zincire getireceği ek katma değer, rekabetin önünü kesme, müşterilere çapraz pazarlama olanakları gibi ögeler satın alma fiyatına etki eder. Doğal olarak satın alan şirketin ‘’iştahı’’ ve aynı yöredeki pazar payı en önemli etkenlerdir. İki taraf arasında anlaşılan ‘fiyat’: stokların, alacak ve borçların, gayrimenkullerin dışında belirlenir. İşin yapılması için gereken taşıtlar (araçlar, kamyonlar vb) genelde bu fiyatın içindedir. Yalnız hissedarlara ait araçlar işin dışında bırakılır.
Büyük satın almaların yapıldığı 1999 – 2001 yıllarında (Fiba – Endi, Tansaş – Makrocenter, Fiba – Spar, Makromarket – Nazar, Fiba – Karabatak Greens) devir fiyatları genelde cironun % 25 – 40’ı arasında değişti. Aynı yıllarda ise halka açık şirketlerin (Gima, Tansaş) değerleri her satın alma operasyonundan sonra satın alınan cironun % 100’ü kadar artıyordu. 20 milyon dolarlık ciroyu satın alan halka açık şirketin piyasa değeri birdenbire ayni oranda artış gösteriyordu. Bu yüzden de patronlar kesenin ağzını açarak yüksek rakamlara satın alma yapabildiler. 2001 kriziyle birlikte fiyatlar düştü ve işler bıçak gibi kesildi. Uzunca bir süre hareketsiz kaldı piyasalar. Sonraları 2004 – 5 döneminde Migros’la CarrefourSA arasında rekabet yeniden canlandı ve sırasıyla:
Mayıs 2005 - CarrefourSA – Gima,
Ağustos 2005 - Migros – Tansaş
operasyonları yapıldı. Bunlar o güne kadar gerçekleştirilen en büyük satın almalardı ve fiyatlar da cironun % 70 – 90 seviyelerindeydi. Neden bu kadar yüksek?
• Satan tarafın satmasına acil gereksinim olmaması ve icabında işi birkaç yıl daha devam ettirme yeteneği,
• Satın alınan zincirlerin kayıtlarının düzgün tutulmuş olması,
• 20 milyon dolarlık 10 firmayla uğraşmaktansa 200 milyon dolar cirolu zincire verilen ek prim,
• Devir alınan mağazaların bazı kent ve yörelerdeki ezici ağırlığı,
• Rekabet ile aralarındaki farkın fazla açılmaması için gösterilen gayret.
Bugün geldiğimiz noktada iki büyük zincirin (Migros ve CarrefourSA) dışındakiler göreceli olarak geri kaldılar. BİM’i, yalnız organik büyüme gerçekleştirdiği için, bu grubun haricinde tutuyoruz. Kipa – Tesco henüz satınalma yapmadı. Makromarket, Kiler ve Adese listenin biraz altlarında aktif olmaya devam ediyorlar.
Sonuçta marketini satmak isteyene verilen fiyat ne civarda? Alıcılar arasında keskin bir rekabet gözlemlenmediği için devir düzeyleri cironun % 20 – 30’u arasında seyrediyor. Bahse konu olan zincirler 10 – 100 milyon dolar çerçevesinde ciro yapanlar. Eğer 500 milyon dolarlık bir perakende zincir piyasaya çıkarsa verilecek rakam da değişecektir.
Bu düzeyler 15 – 20 yıldır çalışan ve teriyle, emeğiyle marketini düzgün bir noktaya getirmiş patronlar için pek cazip olmayabilir. Fakat alternatifler de iç açıcı değil! Giderek yaygınlaşan büyük zincirler her yönde mağaza açmaya devam ediyorlar. Yükselen cirolar, marjların daralmasına veya fiyatların düşmesine yol açıyor. Marketini satmak istemeyen biri için tek çözüm büyümeye devam etmektir. Yeni yatırımlar ise önemli kaynak gerektiriyor.
Ne yapmalı?
Batı Avrupa’da 1970’lerde görülen konsolidasyon hareketine Türk perakendeciliği de tanık oluyor.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Ağustos 2009 - 7. sayısında yayınlanmıştır.
|