|
Türkiye’de ise GDO’lu gıdalara karşı oluşan genel tutum ‘endişeli bekleyiş’tir. ‘Aman tüketicimin başıma bir şeyler gelmesin’ zihniyeti ile Anadolu tarımını uluslararası rekabete açık tutma anlayışı arasında ‘gel-git’ler oluşmuştur. Oysa ki Arjantin veya Brezilya gibi örnekleri takip edebilir ve küresel tarım pazarında ülke büyüklüğüne ve su potansiyelimize daha uygun bir politika güdebilirdik.
Geçen yılın sonlarında GDO’lu gıdalarla (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalardan üretilen gıdalar – bilimsel tanımıyla transgenik olanlar) ilgili yerli - yersiz, bilimsel veya değil yüzlerce yazı, makale, haber, söyleşi ve açık oturum yayınlandı. Birçok konuda olduğu gibi bu alanda da kamuoyu hızla alev aldı … ve söndü.
Retail Türkiye’nin sayfalarında da GDO’lu gıdaları destekleyenler ve karşı çıkanların yazıları çıktı. Tarım uzmanı değilim fakat olmamak dünya tarımının gitmekte olduğu yolu gözlemlememek anlamına gelmemeli.
Son aylarda giderek güçlenen sonuç şu: GDO’lu ekili alanlar küresel çapta artıyor ve birçok ülke yeni transgenik gelişmelere izin vermeye başladılar. Değerlendirelim.
1) ISAAA’nın 2009 Raporu (1)– ISAAA (International Service for the Acquisition of Agri-biotech Applications – Tarımda Bioteknolojik Uygulamalar için Uluslararası Ofis) raporunu 2009 sonunda yayınladı.
• Her yıl dünyada 9 milyon hektarlık ek alan GDO’lu tarıma ayrılıyor (Konya ili yüzölçümü x 2).
• Toplam GDO’lu ekili tarım alanı 134 milyon hektarı (2 defa Türkiye büyüklüğü) buldu.
• Dünyanın 6 büyük tarım ülkesi GDO’da başı çekiyor.
i. ABD % 47 (Soya, mısır, pamuk, kanola)
ii. Brezilya % 16 (Soya, mısır, pamuk)
iii. Arjantin % 16 (Soya, mısır, pamuk)
iv. Hint, Çin, Kanada. % 21 (Pamuk, kanola, mısır vb)
• Toplam 25 ülkede GDO’lu tarım uygulanıyor.
• En önemlisi Çin transgenik alanda ilerleme kaydediyor. Çin’de ilk geliştirilen biotek pirinç ve ilk biotek mısıra hükümet izin verdi.
• Pirinç dünyada en fazla ekilen ve yoksul ülkeleri en yüksek düzeyde ilgilendiren bir üründür. Eğer Çin’in geliştirdiği ve tarımsal ilaçlarla böceklere karşı direnç sağlayan bu türün yaygın ekimi sağlanırsa 110 milyon pirinççi hanenin yaşam standartlarının iyileştirilmesi bekleniyor.
2) AB Uzun Süreden Sonra Transgeniğe İlk İzni Verdi (2)– Avrupa’lıların GDO’lu gıdalara karşı ‘alerjileri’ uzun süredir biliniyor. Özellikle Fransa’dan kaynaklanan itirazlar üzerine Avrupa Birliği GDO’lu ürünlerin üretimini hatta bazılarının tüketimini yıllardan beri yasaklamıştı. Bu kararın alınmasında Avrupa’lı tüketicinin ‘bilinçaltı korku’ları önemli rol oynamıştır.
Türkiye’de ise GDO’lu gıdalara karşı oluşan genel tutum ‘endişeli bekleyiş’tir. ‘Aman tüketicimin başıma bir şeyler gelmesin’ zihniyeti ile Anadolu tarımını uluslararası rekabete açık tutma anlayışı arasında ‘gel-git’ler oluşmuştur. A.B. ile yakın ilişkilerden ve normlarımızın çoğunun Brüksel kökenli olmalarından dolayı da biz de Avrupa kervanına katılarak GDO’lu tarım üretimini askıya aldık.
Oysa ki Arjantin veya Brezilya gibi örnekleri takip edebilir ve küresel tarım pazarında ülke büyüklüğüne ve su potansiyelimize daha uygun bir politika güdebilirdik.
fiimdiki önemli gelişme Avrupa Komisyonunun 12 yıldan beri ilk kez genetiği değiştirilmiş bir patates türüne izin vermiş olmasıdır. Her ne kadar bu türün nişasta ağırlıklı olması, lif ve kağıt sanayinde hammadde olarak öngörülmesi ve gıda olarak tüketilmemesi düşünülüyorsa da bu kadar aradan sonra AB’in dünya gerçeklerini kabul etmesi de yadsınamayacak gelişmedir.
Bahse konu olan GDO’lu patates Alman BASF firmasının Amflora adlı ürünü olup yakında 4 Avrupa ülkesinde ekime açılacaktır.
Bu kararla birlikte Avrupa Komisyonu 3 yeni GDO’lu mısır türüne de izin vermiştir. Bu izinlerin dayanakları EFSA’nın (Avrupa Gıda Güvenirliği İdaresi) bilimsel araştırmaları ve Komisyona sundukları olumlu raporlarda yatıyor.
3) Türkiye’de İlk Tohum Gen Bankası (3)– Mart ayı başlarında Ankara’da ülkenin ilk tohum gen bankası açıldı. Türkiye’de yetişen 12,000 civarında bitkinin 4000 kadarı endemik (başka yerde olmayan) türde. Hem bunların saklanması hem de gelecek kuşaklara sağlıklı devri için önemli bir tarımsal aşama, gen bankasının kurulması.
Amaçları arasında ‘’ülke genelinde genetik materyalin toplanması … bitki ıslahında kullanılmak üzere saklanması ve çeşit geliştirme çalışmalarında kullanımı’’.
Bitki ıslahını doğanın kendisinin yüzyıllar veya binlerce yıl süresince oluşturmasıyla, aynı sonuca insanın hızlandırılmış bir şekilde genler üzerinde mühendislik uygulayarak varması arasında ne fark var?
Birinde doğa bitkiyi zamanla iyileştiriyor ve soğuğa veya kuraklığa dirençli olan türler yaşıyor, diğerleri ölüyor. GDO’da ise doğanın çok uzun bir sürede yaptığını insanlık bilimsel olarak hızlandırıyor, yeni türler üretiyor ve tarımsal ilaca, böceğe veya kuraklığa dayanıklı türleri geliştiriyor.
Risk var mı? Elbette! Yanlış bir gen uygulamasından dolayı iğreti bir tür oluşabilir. Fakat uzun bilimsel deneyler sonunda bu durum ortaya çıkar. Kaldı ki 20 yıldan beri dünyanın değişik bölgelerinde uygulamalar aksini gösteriyor. Ekili alanlar genişliyor, GDO’lu üretim artıyor, eken çiftçi memnun, yiyen tüketici de yaygın bulunan ve hesaplı gıda fiyatları bakımından olumlu bakıyor.
Türk tarımının önünde seçenekler şunlar:
• GDO’dan uzakta kalınarak ‘’saf ve bakir Anadolu topraklarında’’ doğal, organik, özel ve pahalı ürünler yetiştirilecek ve bu maliyeti ödeyecek tüketiciler bulunacak.
• Hem GDO’lu hem doğal tarıma izin verilecek. Bazı yaygın ekilen ürünlerde bilimsel uygulamalardan yararlanılacak ve maliyetler düşürülerek daha fazla kişinin protein alması sağlanacak. Ayni zamanda da doğallığını kaybetmemiş fakat daha maliyetli ürünlerin ekimi yapılarak bunları arzu eden tüketicilerin gereksinimlerine cevap verilecek.
Bakalım hangi yöne gideceğiz?
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Mart 2010 - 13. sayısında yayınlanmıştır.
Dipnot:
(1) http://www.isaaa.org/resources/publications/briefs/41/executivesummary/default.asp
(2) http://ec.europa.eu/malta/news/commission_announces_upcoming_proposal_gmos_mt.htm
(3) http://www.cnnturk.com/2009/yasam/diger/07/28/turkiyenin.tohum.gen.bankasi.kuruluyor/536884.0/index.html
|