|
İnsülin: Türkiye’de ve dünyada milyonlarca diyabet hastası tarafından güvenle kullanılan bir ilaç. Zehirli mi? Herhalde değil! 1982 yılına kadar domuz veya sığırların pankreasından büyük zahmetlerle üretilen doğal insülin (ilk olarak Toronto Üniversitesine geliştirildi) verilirdi hastalara. O yıl ‘genetik mühendisliği’ tarafından geliştirilen Humulin (genetiği değiştirilmiş insülin) ilk kez diyabet hastalarına verilmeye başlandı. Bugün suni insülinin zararlarından bahseden var mı? Fakat 27 yıl önce büyük çıngar çıkarılmıştı ‘’diyabet hastalarının gelecekleri tehlikede, bazıları ölecek!’’ diye. Aslında bu ilaç geliştirilinceye kadar hastalıktan ölenlerin sayısı çok daha fazlaydı. Genetik mühendisliği diyabetlileri kurtardı!
Genetiği değiştirilmiş kuduz aşısı: 1989 yılından başlayarak önce Belçika’da sonra Batı Avrupa’nın başka ülkelerinde tilkilerin kuduza karşı korunmaları amacıyla genetiği değiştirilmiş aşılar verildi. Sonuç: birçok ülkede kuduz tamamen ortadan kalktı. Kullanılan GD’li ilaç tüm diğer doğal kuduz aşılarından daha güçlü etki ediyordu (http://ec.europa.eu/research/quality-of-life/gmo/08-vaccines/08-06-project.html). Yarın, öbür gün GDO’lu gıdalar hakkında da ayni olumlu sonuca varma olasılıkları nedir? Bugün koparılan yaygaranın ne kadar bilimsel? Ne kadar ruhsal?
Dikkat edilirse medya veya basında en fazla sesi çıkanlar bu konunun uzmanları veya araştıranları değil, daha ziyade çevre aktivistleri veya uyarı zili çalma konusunun aşırı meraklıları.
Türkiye’de GDO’lu gıda konusunu dünya çapında en iyi araştıran ve takip eden uzmanlardan biri Sabancı Üniversitesi Biomühendislik Bölümünden Prof. Dr. Selim Çetiner. GDO Bilgi Platformu (http://students.sabanciuniv.edu/cemmeydan/GDO/) adlı siteye girin. Gazetelerde çıkan tüm ‘’zehirli’’, ‘’öldürür’’, ‘’çocuklarımız tehlike altında’’ çağrılarına ‘’İddialar ve Gerçekler’’ kısmında bilimsel cevaplar bulacaksınız. Sonuç: GDO’lu gıdalarla ilgili tepkiler bilimsel olmaktan ziyade siyasal ve ideolojik olmaya başladı. Bu alanda en fazla araştırmayı yapan Amerikan ve Avrupa şirketlerinin ‘’insanlığı düşünmediği yalnız kendi ceplerine’’ çalıştığından tutun da, ‘’çevreyi büyük felaketlerin beklediğine’’ dair ileri sürülenlerin tümünün bu bilim dalını takip ettikleri kuşkulu.
Dahası var! GDO’lu gıdaları, olumlu ve olumsuz yanlarını iyi anlamazsak, tüketicilerin ‘’zehirlenmesinden’’ ziyade Türk tarımının bazı kesimlerinin zayıflaması riski çok daha büyük olacaktır. Bugün seslerini yükseltmekte sıkıntı yaşayan, ve durumu gayet iyi bilen, tarım sektörü bu yeni teknolojileri ülkeye uyarlamakta gecikirse rekabetçiliğini yitirebilir.
Neden bu noktaya geldik? Vatandaş ve tüketicilerimiz bazen çok etki altında kalıyorlar ve ulusal ve uluslararası düzeyde güvenilir kurumlara ‘’acaba işin gerisinde bir bit yeniği var mı?’’ diye bakıyorlar. Google’da araştırırsanız karşınıza çıkan Türk siteleri şöyle:
• GDO’lu gıdalardan kaçma yolları – İyibilgi,
• GDO’lu gıda istemiyoruz – Milli Gazete,
• GDO’suz alışveriş kılavuzu – Ekolojistler.
Tarım Bakanlığı sitesi ise ön sıralarda değil. Demek internetçi arkadaş TC Tarım Bakanlığından fazla güveniyor diğerlerine!
İngilizce arama yaptığınızda (Genetically Modified Food) ise ilk çıkan Allianz adlı Alman sigorta şirketi (İlginç, sigortalamak için risk profilini iyi çizmek gerekiyor). Bu kapsamda en güvenilir ve en esaslı bilimsel verilere sahip olanlar ise:
• World Health Organization - Dünya Sağlık Örgütü
• European Food Safety Authority – Avrupa Gıda Güvenirliği Kurumu (bu konuda Türkiye ortamına en yakın olanı).
• FAO – BM Gıda ve Tarım Örgütü.
Bu teknoloji ilerliyor ve tüketiciye riski varsa muhakkak çözüm bulacaklardır.
İnsanlığın geleceğine inanmak gerek!
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Kasım 2009 - 9. sayısında yayınlanmıştır.
|