retailturkiye.com




Ana Sayfa | E-Dergi | Firma Rehberi | Yazarlarımız | Haberler | Basından | Hakkımızda | İletişim | Profiliniz Cuma, 30 Temmuz 2010 
Rauf Arditti

Digi Fiter A.Ş
Yönetim Kurulu Başkanı
r-arditti@tnn.net

 Toplam 16 yazısı bulunuyor. Tüm yazıları görmek için tıklayın. Tümü için ... (16)
Bilimsellik–duygusallık Yazdır
Yazarlar - Rauf Arditti
Cuma, 25 Aralık 2009 12:03

Toplum olarak bilimsellikle duygusallık arasındaki çizgide heyecanlarımıza daha fazla önem vermiş olabiliriz. Esasında bu iki tutum birbirinin karşıtı değil. Bilimle ilgilenenler de pek ala duygusal olabiliyorlar. Fakat araştırma, soruşturma, derinlik gerektiren konularda yalnız duygusallıkla bir yere varamayacağımız da ortada. Özellikle tüketiciye, vatandaşa veya genel olarak topluma karşı sorumluluk sahibi konumda isek ve aydınlatma görevini sahiplenmişsek.

Bu durum tespitine rağmen son yıllarda ve özellikle son aylarda hepimizi ilgilendiren ve serinkanlı yaklaşılması gereken alanlarda ‘paranoya’ ölçüsünde korkulara, kaygılara ve bilimsellikten uzak tepkilere yer veriyoruz.

Bunlardan birincisi H1N1 (domuz) grip aşısına karşı olan tutumuz. Sağlık Bakanının açıklaması: ‘’30 milyon kişinin aşılanması gerekirken yalnız 1 milyon vatandaş yaptırdı ve havaların soğumasıyla birlikte gripten ölenlerin sayısı artacaktır’’. Aşıya güvenmeyen de ‘’Başbakan da yaptırmıyor’’ diyor. Kimi de bu salgının ‘’ilaç şirketlerinin numarası’’ olduğunu ileri sürerek Batı dünyası ve uluslararası kurumlara karşı genel bir itimatsızlık gösterisinde bulunuyorlar. İşin garibi sade vatandaş da dinliyor ve kısmen inanıyor.

Son aylarda bilime tam güvenmeme olgusunu gösterdiğimiz ikinci alan da GDO’lu gıdalar. Gerek Tarım Bakanlığının açıklamaları, gerekse konuyu yakından takip eden üniversitelerin ve dünya kurumlarının bilgilendirme ve raporlama çabaları, ‘’bunlar zehirdir!’’, ‘’Türk tarımını baltalamak istiyorlar’’ çağrıları karşısında genelde etkisiz kaldı. Çevremde konuştuğum 20 akıllı, uslu kişiden yalnız 3 veya 4’ü genetiği değiştirmenin bilime ve sağlığa uzun vadeli katkısı olacağına inanıyor. Çoğumuz güvenmiyoruz!

Yalnız Türkiye’yi kapsamayan ama toplumumuzda daha yaygın olan nedenleri şöyle sıralayabiliriz:

• Köküne İnmek Çok Uğraşı Gerektiriyor – Zaten çok kitap okumuyoruz. Bir de veri tabanlarına ulaş, raporları gözden geçir, bilenlerle konuş, danışmanlardan yararlan, ülkedeki bilgilerle uluslararası olanları kıyasla, buralardan sonuç çıkar… uzun hikaye! ‘’Genetik’’ veya ‘’epidemi (salgın)’’ sözcüklerine alerjimiz varsa bunları damgalamak veya hiç bulaşmamak en doğal tepkimiz.

• Kurumlara Güvensizlik – Genel yaklaşım: ‘’muhakkak numara çekiyorlardır’’. Enflasyondan tut da, aşıya kadar ne varsa hemen inanmayacaksın. Önce bir olumsuz davran bakalım, ondan sonra bakarız. Eğer arkadaşlar veya medya veya komşular güvenmeye başlarlarsa o zaman düşünürüz. Bu tutum yalnız küresel kurumları (Dünya Sağlık Örgütü, Gıda ve Tarım Teşkilatı, Avrupa Birliği) kapsamıyor, bizim öz be öz Bakanlıklarımız da sanki ‘’şaibeli’’. Yazdıklarının veya yaptıklarının ardında hep bir şeyler dönüyor gibi bir duyguya kapılıyoruz.

• Yanlış Yaklaşımın Faturası Yok – Pek tahlil etmeden biraz da önyargıyla konuya yaklaştınız ve olumsuz tavrınızı gösterdiniz. Merak etmeyin çoğunlukla birliktesiniz. Bu memlekette düşünce olarak azınlık olmanız medeni cesaret gerektirir. Sonradan farkına vardınız ve fikrinizi değiştirdiniz veya ilk yapılan yanlışta pek üstelemediniz. Hatanın faturası var mı? Toplum af eder! Sorumluluk mevkiindesiniz, yüzlerce, binlerce okurunuz, dinleyeniniz, seyredeniniz var. Onlara karşı hesap vermeye mecbur değil misiniz? İyice araştırmadan, zahmete girmeden yanlış fikir belirtmenin bedeli olmalı değil mi? Türkiye’de bu bedel ABD veya Avrupa’ya göre çok daha düşük. Bu kaygı olmadığı için de ‘’ağzı olan konuşuyor’’.

• ‘’Komplo Olasılığı Güçlü’’ – Kaderimiz kimin elinde? Biz mi karar veriyoruz kendi geleceğimize yoksa bizden üstün güçler mi var? Kontrol bizde mi, yoksa dışımızda mı (belediye, hükümet, patron, dünya güçleri…)? Her şeyde olduğu gibi burada da dengeler var. Gelecek kısmen elimizde, kısmen de bizim sorumluluk alanımızın dışında. Sınırları görebiliyor muyuz? Eğer kendimizi ‘’çok küçük’’, dışımızdakileri ‘’çok güçlü’’ addediyorsak komplolar artar. Zehirlemek isteyenler de, salgına yol açanlar da, tehlike oklarını yöneltenler de…

Dengeleri yeniden kurmanın tek çözümü bilgiye ulaşma, kişinin kendini güçlendirmesi ve bilimsel yaklaşıma güven.

Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Aralık 2009 - 10. sayısında yayınlanmıştır.
 
En Çok Okunan Haberler
Ücretsiz E-Bülten Üyeliği
Firma Rehberi

Ana Sayfa | E-Dergi | Firma Rehberi | Yazarlarımız | Haberler | Basından | Hakkımızda | İletişim | Profiliniz © retailturkiye.com