|
Çoğumuz borçtan kaçarız. Oysaki öz sermaye ile akıllı harmanlanacak uzun vadeli bir borç paketinin karlılığa etkisi, perakendecinin salt kendi parası ile iş yapmasından daha fazla getiri sağlayabilir.
Geçtiğimiz haftalarda gıda perakendeciliğiyle doğrudan ilgili gibi görünmeyen fakat dolaylı olarak sektörümüze önemli mesajlar ileten iki gelişme yaşandı.
Akbank Uluslararası Danışma Kurulu oluşturuldu ve başına Kemal Derviş getirildi. 12 kişilik kurulda Akbank camiasından 6 üye ve uluslararası çapta deneyim ve bilgi sahibi 6 ‘dünya adamı’ yer alıyor. Projenin liderliğini yapan Suzan Sabancı Dinçer şu açıklamayı yaptı: ‘’Günümüzde farkı yaratan bilgidir. Öz ve doğru bilgiye kısa sürede ulaşabilmek, fırsatları değerlendirmede, rekabetçi olmada ve risklere karşı korunmada bir öncelik yaratmaktadır.’’
Akbank’ın bu kadar parası varken ve güzel de kazanmaya devam ederken “danışma kuruluna ne gerek var?’’ diye sorabilirsiniz. Akbank artık yerel bir oyuncu değil, küresel faktörlerden çok etkileniyor. Amerika’da, Avrupa’da ve Asya’da olup bitenleri anlamak, değerlendirmek ve bankaya dersler çıkarmak gerektiğinin farkında. Kendi içinde bulmakta güçlük çekebileceği özel ışığı çok farklı gözlemlere ulaşabilen danışmanlarında arıyor. Akbank’ı Türkiye’nin en büyük (karlılık itibariyle) bankası yapan bu keşfetme zihniyeti yarın bölgesel olarak da bankaya önemli roller yükleyecektir.
Anadolu’nun orta boy bir kentinde veya İstanbul’da düzgün ve düzenli iş yapan perakendeci için de aynı koşullar geçerli mi? O da küresel rekabete ayak uyduracak bir araştırma içine girmeli mi? O da kendine danışman mı alsın?
Tabii o kadar uzun boylu değil! Fakat perakendecimizin kendi duyarlılığını ve bilgisini arttırması kaçınılmaz. Yoksa köşe başında açılacak Carrefour Express veya Migros ile nasıl rekabet edecek?
Üç stratejik alternatif görünüyor:
1. İşi büyütmek ve yeni mağazalar açmak.
2. Küçültmek ve giderleri iyice azaltmak, sonra da işi devretmek.
3. Küçük dahi olsa büyüklerle rekabet edebilecek çapta uzmanlık konumuna erişmek.
İşte bu noktada perakendeciye ‘dışarıdan’ bakabilecek, gerçekleri tüm çıplaklığıyla anlayacak ve anlatabilecek, yeni çözüm yollarını önerebilecek birilerine de ihtiyaç olduğu kesin. Bugün için gereksinim yok diyenler, yarın daha güç koşullarda aynı önerileri getirenlere ‘’iş işten geçti’’ demesinler.
İşi büyütme alternatifi için son haftalarda özel bir gelişme yaşandı. Merkez Bankası faizleri tarihinin en düşük düzeylerine indi. Henüz piyasa faizleri aynı oranda değişmedi fakat borçlanmak her zamankinden daha cazip oldu. Bizim geleneksel perakendeci yapımız genelde öz sermaye ile yatırım yapmayı tercih eder. Eğer duraksama yavaşladı ise ve yılın ikinci yarısında hafif çıkış yaşanacaksa bugünden yatırım yapmanın zamanı geldi mi?
Borçlanmayı önermek için değil de perakendecinin yatırım finansmanı alternatifleri arasında bulunması gerekir diye yazıyorum. Hesabı kitabı yapılmalı: İşi büyütmek mi? Yatırım için borçlanmak mı? Yeni mağazaların getireceği satışlar kar marjını arttırır mı?
Çoğumuz borçtan kaçarız. Oysaki öz sermaye ile akıllı harmanlanacak uzun vadeli bir borç paketinin karlılığa etkisi, perakendecinin salt kendi parası ile iş yapmasından daha fazla getiri sağlayabilir. Üstelik ulusal ekonomiye ciddi katkı da yapmış olursunuz. Merkez Bankası’nın da istediği zaten bu!
İşin yaşamaya devam etmesi ve başarı kazanmak, hem bilgiyi hem de parayı (kredi anlamında) iyi değerlendirmekten geçiyor.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Mayıs 2009 - 3. sayısında yayınlanmıştır.
|