retailturkiye.com


Ana Sayfa | E-Dergi | Marka Rehberi | Yazarlarımız | Haberler | Basından | İş Arama | Hakkımızda | İletişim | Profiliniz Salı, 22 Mayıs 2012 
Altan Vural
Altan Vural

Nurdan Tümbek Tekeoğlu
Nurdan Tümbek Tekeoğlu

Birant Esinoğlu
Birant Esinoğlu

Servet Topaloğlu
Servet Topaloğlu

Nurdan Tümbek Tekeoğlu

Aydın Üniversitesi
Öğretim Görevlisi


tumbektekeoglu@gmail.com

 Toplam 19 yazısı bulunuyor. Tüm yazıları görmek için tıklayın. Tümü için ... (19)
Perakendenin anavatanı: Londra Yazdır E-posta
Yazarlar - Nurdan Tümbek Tekeoğlu
Cuma, 03 Aralık 2010 11:12

Eşim Orhan Tekeoğlu'na ait “İfakat” belgeselinin gösterimi ve ödül töreni için İngiltere'nin Kent şehrindeyiz. Kent muhteşem. Hele Broadstairs ve Ramsgate diye iki şirin kasabası var ki dillere destan. Fransa ile komşu. Turistik yerler ve Charles Dickens'ın romanlarına konu olmuşlar. Yazın hayli kalabalık olan Kent şehri, sonbaharda huzuru, sükuneti, kızıl yapraklı ağaçları ile daha da bir güzel. İfakat en iyi belgesel ödülünü aldı ve biz ertesi gün soluğu Londra'da aldık.
Türkiye'nin modern perakende sektöründe çalışan ilk yöneticilerindenim diyebilirim. Zira Galleria'nın ve Ataköy Marina'nın pazarlama bölümünde çalıştım ve açılış esnasında uzun kuyrukları ve izdihamı gördüm. Türkiye, Galleria'nın ilk açıldığı 1988 senesinden beri epey bir yol katetti. Hele İstanbul'da artık yok yok. Fakat yine de Londra'ya yetişmesi zor. Sizlerle bu ay Londra'da perakende alanındaki tecrübelerimi paylaşmak istiyorum. İstiklal caddesi Oxford caddesi yanında gerçekten tenha kalır. Artık insanlar sokakta yürüyorlar zira kaldırımlar yetmiyor. Marka açısından artık İstanbul'da her şeyi bulabiliyorsak da Londra da gözüme çarpan ve İstanbul'a gelmesini gerçekten arzu ettiğim markalar var. Örneğin Primark. Akşamüstü saatlerinde elimizde torbalarımızla yürürken sokağa taşan bir kuyruk dikkatimizi çekti. Banka mı, devlet kurumu mu nedir? diye bakarken çok katlı bir mağaza olduğunu keşfettik. Mağazaya gireyim dememle çıkmam bir oldu. Yürüyemiyorsunuz, insanların sizi ileri itmesi ile yürümek durumunda kalıyorsunuz. Neden niçin diye bakarken hazır giyim ürünlerinin çok ucuz olmasından dolayı aşırı bir talep olduğunu gözlemledim. Bir bot 6 Pound. bir cüzdan 2, bir kazak 4, uzun kollu pamuklu bir tişört 2,bir ceket 20,bir bavul 15,bir inci bilezik 1 Pound. Dolayısıyla fakiri zengini, orta hallisi herkes deli gibi alışveriş ediyor. Dileğim H&M 'den sonra bu markanın da Türkiye'ye gelmesi. Dünyada herkez artık kaliteliyi ucuza almak istiyor. Sonra baktım adım başı suşi bar. Hani şu sadece zenginlerin girebildikleri restoran mönülerinde yer alan lezzetli Japon yemeği.
Her sosyal sınıftan insan yiyebiliyor gönlünce. Baktım The Japan Technology isminde bir mağaza. Cumartesi saat 21:30 ve mağaza satış elemanları eğitim alıyorlar. Ertesi gün inceledim kışın sıcak tutan her türlü giysi satılıyor. Tabii farklı bir teknoloji ile üretilmiş, pazarlama taktiği işte.
Biraz ilerledim, tıpkı bizim şehir hatları vapurlarında veya trenlerde çığırtkanların bağırarak sattığı ucuz son derece ürünleri kapışmamız gibi bir adam çıkmış mağazasının önünde bir masanın üstüne beş adedi 20 Pounda parfüm satıyor. Hem de hepsi yerel İngiliz markası ve mağazalarda çok daha yüksek fiyata satılanlardan. Kaptık tabii.
Ara sokaklarda ise 1 pound mağazaları. Delirdim. Her biri 1 Pounda İngilizce kocaman bir sözlük, roman, 10cd, 10 kurşun kalem,silgi ve kalemtraş bir paket içinde ve burada saymakla bitmeyecek ve bu fiyata nasıl mal olduğunu anlayamayacağımız yüzlerce şey.
Akşam bir müzikale gidelim dedim. We will rock you isminde Queen eserlerinin de dinletildiği hareketli bir müzikal. Gişe memuruna sordum güzel midir diye. Gişe memuru valla 9 yıldır tıklım tıklım oynuyor dedi. Gittik, salon tıklım tıklımdı, ayakta alkışlandı ve 2 kere bis yaptılar. İşte Londra'nın turist çekmek için ürettiği bir ticari kazanç kapısı daha.
Publar tıklım tıklım, fast food restoranları tıklım tıklım. Türkiye'nin tek eksiği nitelikli kitapçılar. Waterstone isimli kitapçılarda ne ararsanız var ve eğer aradığınız kitap o anda yoksa hemen ertesi gün orada ya da iki sokak ötedeki diğer Waterstone mağazasında. Bir de sağlık mağazaları var. İçinde de danışmanlık yapan doktorlar. Beliniz mi ağrıyor, başınıza uygun yastık mı arıyorsunuz, düz taban mısınız, diziniz mi arızalı, artık ne sorunuz varsa işte bu sağlık mağazalarında. Her türlü vitamin, kozmetik, aksesuvar ürününü aynı çatıda barındıran ve kat kat sandviçlerine bittiğim Boots'u geçiyorum. Ah bir Türkiye'ye gelse!
Valla ben Londra'da koptum ve şuna karar verdim. İstanbul'un perakande sektöründe gideceği daha çok yol var. Yatırımcılara duyurulur.

The Japan Technology isminde bir mağaza. Cumartesi saat 21:30 ve mağaza satış elemanları eğitim alıyorlar. Ertesi gün inceledim kışın sıcak tutan her türlü giysi satılıyor. Tabii farklı bir teknoloji ile üretilmiş, pazarlama taktiği işte.

Eşim Orhan Tekeoğlu'na ait “İfakat” belgeselinin gösterimi ve ödül töreni için İngiltere'nin Kent şehrindeyiz. Kent muhteşem. Hele Broadstairs ve Ramsgate diye iki şirin kasabası var ki dillere destan. Fransa ile komşu. Turistik yerler ve Charles Dickens'ın romanlarına konu olmuşlar. Yazın hayli kalabalık olan Kent şehri, sonbaharda huzuru, sükuneti, kızıl yapraklı ağaçları ile daha da bir güzel. İfakat en iyi belgesel ödülünü aldı ve biz ertesi gün soluğu Londra'da aldık.

Türkiye'nin modern perakende sektöründe çalışan ilk yöneticilerindenim diyebilirim. Zira Galleria'nın ve Ataköy Marina'nın pazarlama bölümünde çalıştım ve açılış esnasında uzun kuyrukları ve izdihamı gördüm. Türkiye, Galleria'nın ilk açıldığı 1988 senesinden beri epey bir yol katetti. Hele İstanbul'da artık yok yok. Fakat yine de Londra'ya yetişmesi zor. Sizlerle bu ay Londra'da perakende alanındaki tecrübelerimi paylaşmak istiyorum. İstiklal caddesi Oxford caddesi yanında gerçekten tenha kalır. Artık insanlar sokakta yürüyorlar zira kaldırımlar yetmiyor. Marka açısından artık İstanbul'da her şeyi bulabiliyorsak da Londra da gözüme çarpan ve İstanbul'a gelmesini gerçekten arzu ettiğim markalar var. Örneğin Primark. Akşamüstü saatlerinde elimizde torbalarımızla yürürken sokağa taşan bir kuyruk dikkatimizi çekti. Banka mı, devlet kurumu mu nedir? diye bakarken çok katlı bir mağaza olduğunu keşfettik. Mağazaya gireyim dememle çıkmam bir oldu. Yürüyemiyorsunuz, insanların sizi ileri itmesi ile yürümek durumunda kalıyorsunuz. Neden niçin diye bakarken hazır giyim ürünlerinin çok ucuz olmasından dolayı aşırı bir talep olduğunu gözlemledim. Bir bot 6 Pound. bir cüzdan 2, bir kazak 4, uzun kollu pamuklu bir tişört 2,bir ceket 20,bir bavul 15,bir inci bilezik 1 Pound. Dolayısıyla fakiri zengini, orta hallisi herkes deli gibi alışveriş ediyor. Dileğim H&M 'den sonra bu markanın da Türkiye'ye gelmesi. Dünyada herkez artık kaliteliyi ucuza almak istiyor. Sonra baktım adım başı suşi bar. Hani şu sadece zenginlerin girebildikleri restoran mönülerinde yer alan lezzetli Japon yemeği.

Her sosyal sınıftan insan yiyebiliyor gönlünce. Baktım The Japan Technology isminde bir mağaza. Cumartesi saat 21:30 ve mağaza satış elemanları eğitim alıyorlar. Ertesi gün inceledim kışın sıcak tutan her türlü giysi satılıyor. Tabii farklı bir teknoloji ile üretilmiş, pazarlama taktiği işte.

Biraz ilerledim, tıpkı bizim şehir hatları vapurlarında veya trenlerde çığırtkanların bağırarak sattığı ucuz son derece ürünleri kapışmamız gibi bir adam çıkmış mağazasının önünde bir masanın üstüne beş adedi 20 Pounda parfüm satıyor. Hem de hepsi yerel İngiliz markası ve mağazalarda çok daha yüksek fiyata satılanlardan. Kaptık tabii.

Ara sokaklarda ise 1 pound mağazaları. Delirdim. Her biri 1 Pounda İngilizce kocaman bir sözlük, roman, 10cd, 10 kurşun kalem,silgi ve kalemtraş bir paket içinde ve burada saymakla bitmeyecek ve bu fiyata nasıl mal olduğunu anlayamayacağımız yüzlerce şey.

Akşam bir müzikale gidelim dedim. We will rock you isminde Queen eserlerinin de dinletildiği hareketli bir müzikal. Gişe memuruna sordum güzel midir diye. Gişe memuru valla 9 yıldır tıklım tıklım oynuyor dedi. Gittik, salon tıklım tıklımdı, ayakta alkışlandı ve 2 kere bis yaptılar. İşte Londra'nın turist çekmek için ürettiği bir ticari kazanç kapısı daha.

Publar tıklım tıklım, fast food restoranları tıklım tıklım. Türkiye'nin tek eksiği nitelikli kitapçılar. Waterstone isimli kitapçılarda ne ararsanız var ve eğer aradığınız kitap o anda yoksa hemen ertesi gün orada ya da iki sokak ötedeki diğer Waterstone mağazasında. Bir de sağlık mağazaları var. İçinde de danışmanlık yapan doktorlar. Beliniz mi ağrıyor, başınıza uygun yastık mı arıyorsunuz, düz taban mısınız, diziniz mi arızalı, artık ne sorunuz varsa işte bu sağlık mağazalarında. Her türlü vitamin, kozmetik, aksesuvar ürününü aynı çatıda barındıran ve kat kat sandviçlerine bittiğim Boots'u geçiyorum. Ah bir Türkiye'ye gelse!

Valla ben Londra'da koptum ve şuna karar verdim. İstanbul'un perakande sektöründe gideceği daha çok yol var. Yatırımcılara duyurulur.

Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Kasım 2010 - 21. sayısında yayınlanmıştır



.
 
.

.

Ücretsiz E-Bülten Üyeliği
Ana Sayfa | E-Dergi | Marka Rehberi | Yazarlarımız | Haberler | Basından | İş Arama | Hakkımızda | İletişim | Profiliniz © retailturkiye.com