|
Ne zaman ki müşteriye, tüketiciye ne istediğini sorarız, onu dinleriz, kulak veririz, onunla konuşuruz, sohbet ederiz, sinirlenmeyiz, bağırmayız, çağırmayız, o zaman onu mutlu ve tatmin edecek seçenekleri yaratırız, farklılaşırız ve ilerleriz. Biz halen ürettiğimi satarım arkadaş dönemindeyiz. Çağ tüketici çağı patronlar, uyanın artık!
Yıllar önce Siemens’te çalışırken üst düzey bir gazete yöneticisi, Taksim’e taşındığını ve yeni dairesine Siemens beyaz eşya istediğini söylemişti. Biz de gayet memnun bayi ile kendisini görüştürüp, satışını gerçekleştirmiştik. Üst düzey gazeteci arkadaşımızın bir sorunu vardı: Evde yaşlı bir annesi vardı ve kendi de çok yoğun ve sıkıntılı idi. Haklı olarak servisin, evine ne zaman geleceğini ve montajı gerçekleştireceğini öğrenmek istiyordu. Servis haklı olarak gün verebiliyor, fakat saat veremiyordu. Yöneticimiz de ısrarla saati öğrenmek istiyordu, zira tüm işlerini ona göre ayarlayacaktı. 15 sene önce belki fazla yoğunluk yoktu ve servis geliş saatini verebildi. Biz de rahat bir nefes alabildik.
Yaklaşık 6 yıl önce Ikea’dan bir yatak odası takımı almıştım ve kabiliyetsiz olduğum ve kendim monte edemeyeceğim için montaj bölümüne gitmiş ve montaj elemanlarının gelmesinin 1 hafta sürebileceğini öğrenince, vazgeçmiştim. Sonuçta yatak odası takımını eşim, kapıcımız, tanıdığımız bir marangoz ve ev işlerimize yardım eden hanım 10 saatte kurmuş, sinirden ağlayacak hale gelmiştik.
Hazır giyim mağazalarında beni en çok sinir eden şey, tadilatın günler sürmesidir. Hele bir de işiniz çıktı mı, günlerce hatta haftalarca elbisenizi mağazada unutursunuz.
Ya da Türk kadınları sanki zayıflamış ve Fransız kadınına dönüşmüştür. Elbiselerin, eteklerin 40 bedenleri sanki 36 beden gibidir. Bu değişim birden olmuştur. Yaşasın Gusto, Urban Chic, C&A, Marks & Spencer, Debenhams ve saymayı unuttuğum niceleri. Hürrem’i eleştirmeyin, onu sevin hazır giyimciler. Biz Türk kadınları çok zayıf değiliz. Bize uygun bedende çalışın lütfen.
Gıda ve konserve ambalajları açarken ya elimi yırtmış ya da çizmişimdir. Bir ambalajın veya konservenin elime bu kadar zarar verdiği başka bir ülke yoktur.
Hanımlar için en azından bir hafta giyebileceği kaçmayan bir kilotlu çorap, Türkiye’de yok gibidir.
Buçuklu ve büyük numara ayakkabı bulmak kabus gibidir ülkemizde. Hep beğendiğiniz modellerin 40 veya 39.5 numaraları satılmış, 37, 38 numara ayakkabılar her yeri istila etmiştir. Mağaza satış elemanına bu kadar hızlı tükenen 40 numara ayakkabıdan neden yeterince adette sipariş etmediklerini sorar dururum. Yanıt hiçbir zaman tatmin edici değildir.
Gıda ürünlerinin üzerinde menşei, detaylı kalorisi, içindekiler halen batı standartlarında değildir.
Mağazaya girdiğinizde satış elemanları ya çok ısrarcı ve CIA ajanı gibi takiptedir ya da 1000 metrekare mağazada size uygun bir pantolon olup olmadığını öğrenmek için siz takibe geçersiniz. Bir türlü dengeyi tutturamaz mağaza yöneticileri.
Eczane furyası gibi yan yana kahve zincirleri boy gösterirken, bazı semtlerde oturacak, bir yudum çay ve kahve içecek tek bir mekan bulamazsınız.
Yağmurlu havada tek bir taksi bulamazken, güneşli havada taksi konvoyundan karşıdan karşıya geçemezsiniz.
Anadolu yemeklerini yemek için İstinye Park’ta Osmani’ye gitmek zorunda kalırsınız. Her yer füzyon, İtalyan mutfağı ve köfteci-dönerci ile istila edilmiştir.
Aslında bu liste uzayıp gider. Ne zaman ki müşteriye, tüketiciye ne istediğini sorarız, onu dinleriz, kulak veririz, onunla konuşuruz, sohbet ederiz, sinirlenmeyiz, bağırmayız, çağırmayız, o zaman onu mutlu ve tatmin edecek seçenekleri yaratırız, farklılaşırız ve ilerleriz. Biz halen ürettiğimi satarım arkadaş dönemindeyiz. Çağ tüketici çağı patronlar, uyanın artık!
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Mayıs 2011 - 27. sayısında yayınlanmıştır.
|