|
Ey Türk perakendecileri mağaza açarken biraz da sanatçılardan faydalanın. Bakın İstanbul'da eserleri British Museum ve Çin Devler Müzesi'ne kabul edilmiş, inanılmaz bir yeteneğe sahip, sanatçı arkadaşım Günseli Kato var. Başka sanatçılar var. Zorluklarla yaşamlarını idame ettiriyorlar. Esinlenin onlardan, size yardım etsinler mağaza tasarimlarınızda, dekorasyonda.
Kızım Damla'yi mimarlik mesleğiyle ilgili vizyon kazansın diye Londra'da bir yaz okuluna kaydettirdim. Hem ona çok uzak olmamak hem de Londra'nın kültür, sanat ve perakende havasını soluyabilmek için 25 yıllık iş hayatımda ilk defa kendime 15 gün mola verdim ve Pegasus'un gidiş dönüş 500 TL biletini kapıp, bu güzel kente kendimi attım diyebilirim.
Londra'yı bu kadar kalabalık görmemiştim. Belki de Ramazan'ın Ağustos'a denk gelmesi nedeniyle Arap ülkelerinden gelen turistlerle kaynıyordu sokaklar. Metroda bırakın yürümeyi, nefes almak bile mümkün değildi. Harrods mağazasında kasalarda inanılmaz kuyruklar oluşmustu. Sanki bedava ürün dağıtıyorlardı. Markanın büyüklüğüne rağmen restoranlarında hizmet çok çok kötü idi. Sokaktaki bir restorandan farkı yoktu. Selfridge, Oxford caddesi, Regent, Covent Garden, Knightsbridge iğne atsan yere düşmeyecek vaziyette idi. Suat Soysal'in perakende liderleri konferansında tasarım ile ilgili konuşan Howard'in bahsettiği Anthropologie isimli hazır giyim mağazasını, Kurt Geiger marka ayakkabı mağazasını, Desigual, hepsini gördüm. Anladım ki artık hazır giyim mağazası bardak satabilir. Mağazacılıkta uzmanlaşma hem var, hem yok. Mudo bunu yapıyor gibi.
Tasarım çok önem kazanmış durumda ve Kurt Geiger ayakkabıi mağazasındaki ayakkabılardan yapılmış dev avize hakikaten görülmeye değerdi.
Ey Türk perakendecileri mağaza açarken biraz da sanatçılardan faydalanın. Bakın İstanbul'da eserleri British Museum ve Çin Devler Müzesi'ne kabul edilmiş, inanılmaz bir yeteneğe sahip, sanatçı arkadaşım Günseli Kato var. Başka sanatçılar var. Zorluklarla yaşamlarını idame ettiriyorlar. Esinlenin onlardan, size yardım etsinler mağaza tasarimlarınızda, dekorasyonda.
Primark Londra'nın en ama en kalabalık mağazası. Ucuz olduğundan kasalarda kuyruklar caddeye kadar uzamış durumda.Fakat o kadar güzel bir kasa sistemi kurmuşlar ki, kuyruk tıkır tıkır ilerliyor. Daha da enteresanını belirteyim. Kuyruk beklenen yere adam dikmişler, sizi kasalara yönlendiriyor. Tabii 20 kasa falan var, bizdeki gibi 3 kasa degil.
Restoranlar, müzikaller ve metro
Londra tamamen turisti memnun etme üzerine kurulmuş bir şehir. Metrolarda görevli memurlar, günde belki onbinlerce insanın gitmek istedikleri yerlerle ilgili sorulara bıkmadan, usanmadan ve güler yüzle cevap veriyorlar.
İngiliz mutfağı diye birşey gerçekten yok. Sandviç ve salata yemekten perişan olduk. Hizmet çok iyi degil. Allahtan İtalyan restoranları var. Her yer tıklım tıklım olduğundan ister gel, istersen gelme havalarındalar.
Müzikaller, işte onları başımın üstünde taşırım. Londra'ya gitmeden çok önce biletleri internetten satın aldım ve hepsi de tıklım tıklımdı. Sefiller, Flying Kramazov Brothers, Legally Blond ve Lion King hepsi harika. Ayakta alkışlanıyor ve hiçbir müzikalde yer yok.
Başbakanımız tanınıyor ve seviliyor
Taksiyle gezdiğimiz ve bir yere gittiğimiz zamanlarda ülkemizi sorduklarında, Türkiye dediğimiz anda Başbakanımızın Suriyelilere sınır kapısını açması, çadır kurdurarak verilen hizmet, hükümetin izlediği dış politika, hepsi takdir ediliyor ve alkışlanıyor. Hintlilerin, Orta Doğu ülkelerinin gözünde güçlü bir Türkiye imaji var. Tabii sevindik.
Resepsiyon görevlileri
Londra'da otelcilik anlayışı bence çok vasat. Oteller sanki han gibi ve kalan misafirin değeri yok. Resepsiyon görevlileri sorunlarınıza, taleplerinize fazla duyarlı değil. Otel ismi vermek istemiyorum, ama iki zincir otelde kaldım ve ikisi de aynı idi. Hemen sinirleniyor ve sabırsız hareketleri ile insanları yoruyorlar. Kahvaltı sistemi sadece İngilizleri düşünerek kurulmuş. Almanlar gibi farkli kültürlere özen yok. Bir Alman otelinde her çesit milletten insanın aradığı seçenek vardır. Peynir, zeytin, domates, salatalık yok. Fasulye, domuz salamı, yumurta, tereyağ, patates, yulaf, meyve ve başka bir şey yok.
Allahtan çay var
Tabii daha yazılacak çok şey var, fakat yer de sınırlı. Özetleyecek olursak senede bir Londra'ya gitmek insanı gerçekten yenileyip, size yeni fikirler katabilir. internetten gayet ekonomik bir uçak bileti satın alıp, hesapli bir zincir otel ayarlayabilirsiniz. Gerisi de artık size kalmış. Mutlu bir Ramazan ayı temennisiyle.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Temmuz 2011 - 29. sayısında yayınlanmıştır.
|