|
Türkiye'nin perakende sektöründe, çeşitlilikte, alışveriş trendlerinde alacağı çok yol,öğreneceği çok şey var. Yerel ürünlerimizi hem ulusal pazarlarda hem de uluslararası camiada şık ve çağa uygun mağazalarda satışa sunmalıyız. Tıpkı Simit Sarayı'nın yaptığı gibi.
Almanya'nın 2010 yılının Avrupa Kültür kentlerinden biri seçilen Essen'deyiz. Türsav'ın düzenlediği Türk Film haftası tüm coşkusuyla sürerken, biz de boş vakitlerimizde kentin sunduğu güzellikleri dostlarımızla paylaşıyoruz. Bir araştırmaya göre artık tüketiciler bir ürünü alırken 16 saniyede kararını veriyormuş. Haftalık alışverişine ise eskiden bir buçuk saat civarı harcarken, şimdilerde artık 40 dakikayla sınırlıyormuş. Eskiden dediysem 80'li yıllar.
Vakitler daraldı. Teknoloji ile artık daha çok çalışılıyor. Kentlerin trafik ve benzeri sorunları yüzünden insanların yolda geçen süreleri arttı. Dolayısıyla insanlar geri kalan zamanlarını evlerine, ailelerine ve çocuklarına ayırmak istiyorlar. Alışveriş ile zamanını tüketmek istemiyor. İnsanlar spor yapmak zorunda, kitap okumak,televizyon izlemek,dinlenmek ihtiyacı içinde.
Tüm bu gerçekleri bilmekle birlikte tam bir alışveriş kolik olduğumu ve iki tam günümü sevgili arkadaşım fiebnem Sayıl ile alışverişte seve seve tükettiğimi itiraf etmek zorundayım. Nasıl tüketmeyeyim ki? Karstadt'ın da içinde olduğu dev bir alışveriş merkezini gezmek tüm bir güne bedeldi. Tabii ki bazı alışveriş trendleri de gözümden kaçmadı değil. Artık her şeyin bir arada satıldığı mağazalardan ziyade çeşitli çay türevlerini ve malzemelerini satan ,kahve çeşitlerini sunan,organik yiyecek,kadın aksesuar,ev eşyası,ev dekorasyon malzemeleri, inovasyon, sabun, çorap, kozmetik ve benzeri ürünleri satan birçok mağaza karşımıza çıkıyor. Karstadt gibi çok katlı devasa mağazalar olmakla beraber tüketicilerin belirli ürünlere odaklanmış, uzmanlaşmış mağazalara yönlendiğini görüyoruz.
Dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri olan Almanya'da bolluk, çeşit had safhada. 5-6 katlı kitapçıda kendinizi adeta bir cennette hissediyorsunuz. Kızımın sipariş ettiği kitapları eksiksiz buluyorum. 180-200 TL olan şu meşhur Birkenstock terlikleri biz burada 40 Euroya alıveriyoruz. Türkiye halen pahalısın! dm ismindeki drugstore türü mağazada hangi vitamini, vücut veya yüz kremini veya vitamini arıyorsanız bulursunuz. Hatta ben daha da abartıp mutfağıma ve banyoma çeşit çeşit temizlik malzemeleri alıyorum. Ne yazık ki Türkiye'den aldıklarımdan daha etkili. Leke çıkarıcı, lekeyi hakikaten çıkarıyor. Burada yasalar, düzenlemeler çok etkili. Bizde de bakanlıklar var gücüyle çalışıyor, fakat insanlarımız ne yapıp edip,bir şeyler yapıyorlar ki leke çıkarıcı lekeyi bir türlü çıkaramıyor.Almanya'da ürünün etiketinde içindeki malzemeler detaylı yazılıyor. Bir diyet ürün alıyorsanız ve kalorisi neyse o rakam yazılıyor. Kandırmaca yok.
Metro'dan akademik hayata merhaba dediğim İstanbul Aydın Üniversitesi'nde öğrencilerime ilginç pazarlama örneklerini anlatırken, kendi yaşamımda karşılaştığım örnekleri de aktarıyorum. İşte enteresan bir örnek daha. Kaldığımız otelde internet hizmetine bir şirket sponsorluk yapmış. Oysa daha geçenlerde Altın Portakal Film Festivali nedeniyle konakladığımız Porta Bello ismindeki otelde internet hizmeti ücretli idi. PR’cılarına daha fazla çalışmalarını öneririm. Küçük bir detay, ama önemli ve müşteride memnuniyet yaratıyor.
Almanya'da ekonomi düzelmiş. Sokaklar dükkanlar insan kaynıyor. Almanlar durmadan alışveriş yapıyor. Herkesin elinde torbalar sağa sola sallanıyor.
70'li yıllarda eniştemin nescafe ve viskiyi Almanya'dan getirdiğini hatırlıyorum. Türkiye'de ithal hiçbir ürün yoktu. O günlere kıyasla artık Türkiye'de her şey var, ama halen Almanya'ya kıyasla pahalıyız. Halen 20 çeşit hardal, 10 çeşit bal yok hipermarketlerimizde. Mesela 0.55 Euro’ya vitamin alamıyorsunuz ülkemizde. Burada mağazalarda 10 Euro’ya parfüm,2 Euro’ya tişört,30 Euro’ya hakiki deri ayakkabı,1 Euro’ya seramik tabak ve daha neler neler var. Semt pazarında değil bu verdiğim ürün çeşitleri ve fiyatları, şık mağazalarda satılıyor bu ürünler.Çin'den gelse bile sıkı Alman otoritelerinin kontrollerinden geçmişler.
Türkiye'nin perakende sektöründe, çeşitlilikte, alışveriş trendlerinde alacağı çok yol,öğreneceği çok şey var. Yerel ürünlerimizi hem ulusal pazarlarda hem de uluslararası camiada şık ve çağa uygun mağazalarda satışa sunmalıyız. Tıpkı Simit Sarayı'nın yaptığı gibi.
Amerika'da insanlar günde 16.000 reklam mesajına maruz kalıyorlarmış. Hadi Amerika, Almanya olmayalım, ama biraz daha ilerlememiz lazım. Bence Maredo, das Depot, Butler, Nanu Nana, Tango ve daha birçok markanın Türkiye'ye gelmesi lazım. Sermaye sahiplerine ve meraklılarına duyurulur. Bir dahaki ayda İngiltere alışveriş ve perakende dünyası ile sizi aydınlatmaya çalışacağım. Noel ve yılbaşı yeniliklerini de ihmal etmeyeceğim. 2011'e bir ay kala görüşmek üzere.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Ekim 2010 - 20. sayısında yayınlanmıştır
|