|
İnternet sayesinde artık insanlar birbiri ile iletişim halinde. Giymekten sıkıldığı elbisesini, taşımaktan bıktığı çantasını internet ortamında satıp, ihtiyacı olanlarla belki de para eline geçmeden takas ediyor.
Geçenlerde gazetede bir yazı okudum. Trend analisti Sylvie Maysonnave bakın neler anlatmış: "Bloggerlar moda dünyasını çok etkiliyor. Herkes yalın hayata dönüş akımını destekliyor. Deri ve kürkün yeniden yükselişi ve sakallı mağara adamlarının popüler oluşu da bu yüzden. Hermes gibi lüksün sembolü bir markanın yoğun ahşap kullanılmış vitrini buna bir örnek. Bu akım doğrultusunda tüketiciler, aldıkları her parçanın her üretim aşamasını öğrenmek isteyecek. Bu durum da daha adil ve ekolojik bir üretim sürecine doğru geçişi hızlandıracak. El yapımı parçalar ve vintage yine gözde bu yüzden. Bir de artık insanlar kendine benzeyen insanlarla bir arada yaşıyor. Bu yüzden yan komşumuzun diktiğini giyeceğiz, belki karşılığında ev yapımı ekmeğimizi vereceğiz, üst komşu da kıyafet ve yiyeceklerini evde yaptığı müzikle takasa edecek." Tıpkı bir zamanlar annemlerin Ermeni komşusu Kalos'a babamın takım elbisesini diktirmesi, bunun karşılığında mis gibi pişirdiği keki ikram etmesi gibi.
Tüm bu söylenenleri okuyunca umudum daha da arttı. Çocuklar duymasın dizisinde, oyuna Ege Bölgesi tiplemesiyle katılan sakallı ve dünya umurunda olmayan bir karakter var. Hiç çalışmıyor. dizideki anne rolündeki Meltem, çalışmanın erdemlerini anlatıyor. Tembel karakterimiz ise neden çalışması gerektiğini sorduğunda Meltem, ancak çalışılıp, para kazanılırsa tatil yapılabileceğini, yiyecek maddelerini satın alabileceğimizi anlatıyor. Tembel dostumuz yaşadığı Ege yöresindeki kasabada zaten hep tatilde olduğunu ve paraya ihtiyacı olmadığını ve gıdasını da evinin önündeki alışveriş merkezine benzettiği bahçesinden karşıladığını anlatıyor. Özetle paranın hayatında hiç önemi olmadığını anlatıyor bize. İnternet sayesinde artık insanlar birbiri ile iletişim halinde. Giymekten sıkıldığı elbisesini, taşımaktan bıktığı çantasını internet ortamında satıp, ihtiyacı olanlarla belki de para eline geçmeden takas ediyor.
Doğaya dönüş ve tasarımın önemi Suat Soysal'in Barselona'da organize ettiği “Perakende Liderleri” konferansında da anlatılmıştı ve ben Dünya Gazetesi okurlari ile paylaşmıştım. Birbirine benzeyen ve aynı görünümlü markalar, artık farklılaşmak için tasarımla bir kasap dükkanını şık bir butiğe benzetebiliyor. İçeri girene kadar orada sadece et satıldığını anlayamıyorsunuz. Hazır giyim mağazalarında çaydanlık, çikolata gibi ürünler de satılıyor. Çikolata mağazalarında çikolatalar bir suşi görünümünde sergileniyor. Sanatçıların eserleri vitrinlerde sergileniyor. Tıpkı bir müze gibi. Bir gece kulübünü andıran mağazalar ve içi sanat eseri gibi dekore edilen mağazalar. Ayakkabılardan avize tasarlanan şık bir ayakkabı mağazası. Herşey tüketiciyi çekmek için.
Geçenlerde Marmara Forum'da Mudo mağazasında idim ve bu trendlerden biraz izler gördüm. Mesela mağazada çaydanlık da satılıyor. Bavul da, dekoratif bitki de, eşarp da. Hoşuma gitti. Yukarıda zikrettiğimiz trend analistimiz, Türk tasarımcılarının desteklenmesi gerektiğinin altını çizmiş. Çok doğru. Birçok medeniyete kucak açmış olan Anadolu'dan alabileceğimiz sonsuz ilham var. Devletimizin destek vermesi son derece önemli.
Sizlere güzel bir yaz ayı geçirmenizi dilerken, bana perakende alanında Türkiye'de gözlemlediğiniz ilginçlikleri yazmanızı isteyeceğim. Ben de buradaki platformumdan paylaşacağım.
Sevgiyle kalın.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Haziran 2011 - 28. sayısında yayınlanmıştır.
|