|
Dünya nüfusu hızla artmasına rağmen, üretim kapasitesi nüfustan daha hızlı artıyor ve kapasiteler yeterince kullanılamıyor. Nüfus artışları kentlerde daha fazla olduğu için üretim, satış ve iletişim planları daha çok kentsel nüfus için planlanıyor.
Her geçen gün Dünya’daki marka ve ürün sayısı hızla artıyor. Bir kısmı yeni ortaya çıkarken bir kısmı da yok oluyor, sonuç olarak ayakta kalanlar, tutunamayan veya yaşam sürecini tamamlayanlardan çok olduğu için hem marka hem de bu markaların ürün sayıları artıyor.
Her markanın ve ürünün hitap ettiği bir tüketici kitlesi olduğuna göre, tutundurmanın temel kriterleri nedir diye sorguladığımızda, pek çok neden sıralayabiliriz. Bu nedenlerden öne çıkanların başında ise markanın veya ürünün hitap ettiği tüketici kitlesi ile nasıl temas etmesi gerektiği ortaya çıkıyor. Bunun için de en çok kullanılan yöntemlerin başında reklam ve ürünlere kolay ulaşabilmek gelir. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki mağaza içi düzenleme ve satış desteği, satış üzerinde reklamlardan daha etkili oluyor.
Sondape ve Frybyiarper’e göre reklamcılığın kökeni M.Ö. 3000’li yıllara dayanır.
Bu dönemde tüccarların, çığırtkanlar aracılığıyla satış yapma çabaları, dükkanlarının önlerine koydukları tabelalar ilk reklam denemeleridir ve amaç ürünlerin tüketiciye dokunmasını sağlamaktır. Burada reklam ve ürün yan yanadır.
O günlerden bu güne ne değişti diye baktığımızda aslında amaç aynı ama yöntemlerde değişiklikler oldu. Farklı pazarlama, satış ve iletişim teknikleri geliştirildi. Markanın veya ürünün tanıtılmasında ve tüketiciye sunulmasında, bilimden yararlanılmaya başlandı ama neticede hep tüketiciye en etkili şekilde ulaşmak ve ürünü satmak amaçlandı. Diğer taraftan teknolojinin hızla gelişiyor olması, kullandığımız bir yöntemin sonuçlarını değerlendirme fırsatı bulamadan yeni ortaya çıkan başka bir metoda geçme zorunluluğu getiriyor.
Bu arada tüketicilerde çok hızlı değişiyor. Dünya ekonomisi, sık sık bölgesel veya genel krizlere gebe kalsa da, tüketiciler sürekli yenilik peşindeler. Önceden ihtiyacını karşılamak için ürünün peşinden koşan tüketiciler günümüzde seçenekler arasında seçim zorluğu yaşıyor. Bu nedenle de markalar, reklamları ve kullandıkları iletişim yolları ile tüketicilerde ihtiyaç hissi yaratarak, satın alma isteğini tetiklemeye çalışıyorlar.
Dünya nüfusu hızla artmasına rağmen, üretim kapasitesi nüfustan daha hızlı artıyor ve kapasiteler yeterince kullanılamıyor. Nüfus artışları kentlerde daha fazla olduğu için üretim, satış ve iletişim planları daha çok kentsel nüfus için planlanıyor.
Global Report on Human Settlements Ekim 2009 sayısına göre, şu anda % 50 olan kent nüfus oranı 2050 de % 70 olacak. Bunun anlamı 6,5 milyar insan kentlerde yaşıyor olacak. 100 yıl önce bu rakam sadece % 5 civarındaydı. Kent nüfusundaki bu artış, marka ve ürünün bulunduğu noktada daha fazla tüketici ile karşılaşmasını kolaylaştırıyor. Aynı tüketici kitlesine çok fazla sayıda marka ve ürün hitap ediyor. Bu da tüketicide bir doygunluk hissi yaratıyor.
Bu durumda bütün pazarlama iletişimcilerinin ilk aklına gelen ise “ürünü-hizmeti farklılaştırmak” oluyor. Neyi farklılaştıracağız? Herkes kendi ürününün farklı olduğunu düşünüyor, rakibine göre kullanıcısına daha fazla fayda sağladığını iddia ediyor. Peki tüketici bunu biliyor mu. Bu sorunun cevabı tüketici ile nasıl iletişim kurulduğuna bağlı. İnternet iletişim biçimlerini farklılaştırıp, kolay satın alma olanakları yaratsa bile hala tüketiciler ürünle daha yakından temas kurmak istiyor. Sürekli aynı ürünü kullanan bir tüketici için elbette o ürünün kolayca satın alınabiliyor olması önemlidir ama kaçımız sürekli aynı ürünü kullanıyoruz.
Tüketiciye dokunmak, onun çok yakınında ürünümüze ulaşabileceği noktada olmak ve ona kendimizi hissettirmek en etkili iletişim biçimi gibi görünüyor. Ürünümüz nedir, nasıl faydaları var, görselliği, ambalajı, kokusu, tadı, kullanım kolaylığı vs ne kadar tüketiciye fayda sağlayan özelliği varsa bunları tüketicinin görmesini, algılamasını sağlamak gerekiyor.
Siz görselliği ve mesajınızı çok yaratıcı reklamlar yaparak vermeye çalışabilirsiniz! ama tüketiciye dokunmadan yapılan reklamların etkisi bize istediğimiz sonuçları vermekte zayıf kalabilir. Hedeflere ulaşabilmek içinde reklamları doğrudan iletişim yolları ile desteklemek kaçınılmaz görünüyor.
Doğrudan iletişimin en ideal yolu, tüketicinize dokunabileceğiniz mesafede durup, tüketicinin size dokunabilmesini sağlamaktır.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Şubat 2010 - 12. sayısında yayınlanmıştır.
|