retailturkiye.com


Ana Sayfa | E-Dergi | Marka Rehberi | Yazarlarımız | Haberler | Basından | İş Arama | Hakkımızda | İletişim | Profiliniz Pazar, 05 Şubat 2012 
İbrahim Pekbay


Gazeteci-Yazar


ibrahimpekbay@gmail.com

 Toplam 25 yazısı bulunuyor. Tüm yazıları görmek için tıklayın. Tümü için ... (25)
Tüketici ve yönetici… Yazdır E-posta
Yazarlar - İbrahim Pekbay
Cuma, 23 Ekim 2009 09:08

Eskiden (çokça eskiden) Vehbi Koç’u aramak istediğinizde, telefonun kulpunu çevirir, santrale “Vehbi Koç” derdiniz. Santral bağlar, telefon açıldığında da Vehbi Koç karşınızda olurdu… Daha sonra çevirmeye başladınız telefonun numara yazan deliklerine parmağınızı sokarak…

Cevap verdiğinde, yine Vehbi Koç karşınızda olurdu, çünkü telefonu masasının üzerinde dururdu…

Sonra araya sekreter, şimdiki adıyla “Yönetici asistanı” girdi. Aradığınızda önce onu geçmek zorunda kaldınız. Türlü ahret suallerinden sonra ulaşabildiniz… Bu normaldi, iş yükü artmış, meşguliyetler çoğalmış, boşa harcanacak zaman yoktu… Ama aradığınızda yine bir türlü ulaşıyordunuz…

Elbette teknoloji gelişmeye devam etti, durduğu yerde durmadı… Açıyorsunuz (Tuşluyorsunuz) telefonu, başlıyor karşınızdaki ses konuşmaya…

“Aradığınız kişinin dâhili numarasını biliyorsanız…” diyor. Biliyorsan mesele yok, bilmiyorsanız, santraldeki kişinin cevap vermesini bekliyor, yine aynı şekilde ulaşıyorsunuz…

Ama ulaşıyorsunuz… Tabi yine sekreterin ya da yeni tanımlaması ile “Yönetici sekreterini” aşmak kaydıyla… Bu da normal elbette, sonuçta öyle veya böyle ulaşıyorsunuz.

Sistem, giderek çeşitlenmeye başladı… Tuşluyorsunuz telefonu, karşınıza yine “O ses” çıkıyor ve başlıyor saydırmaya… Artık siz ne konuda arıyorsanız, o konuda cevap verecek numaraya bir daha dokunmak zorundasınız… Eh… Vakit nakittir, gereksiz görüşmeleri kaldırmak için uygun bir yol…

Hatta öyle bir sistem ki, işinizi tamamen telefonun tuşlarına dokunmak suretiyle bile bitirebiliyorsunuz… Lakin… Araya bir de “Müşteri temsilcisi” diye bir kişi girdi ki, işte orada bir şeyler oldu sisteme… Aradığınız ve özellikle sektörü “Hizmet” olan şirketlerde “Müşteri temsilcisi” denilen kişilerin görevleri, müşterilerden gelen taleplere ya da sorunlara cevap vermek…

Genellikle bir tarafta “Üretici” vardır, diğer tarafta da “Tüketici” sıfatındaki kişi. Ve başlarlar konuşmaya… Sorun ne ise ortaya konulur, “Müşteri temsilcisi” de cevap verir, sorununuzu da bu kişi ile çözmek zorundasınız. Eğer çözemiyorsanız, çözülmüyor demektir… Neden biliyor musunuz?

Orada cevap veren kişinin konuyu nasıl çözeceğinin sınırları bellidir. Sınırı aşarsa, çözümsüzlük vardır. Ve işte siz bu noktada sorunu çözmeye yetkili “Üst düzey” bir yönetici ile görüşmek isterseniz, vay gele ki başınıza… Bittiniz… Hani Amerikan filmlerindeki gibi “Bittin oğlum sen” diyebilirsiniz…

“Yetkili birisinin numarasını verir misiniz” dersiniz önce… Cevap “Yetkim yok” olur… Sonra, deyim yerindeyse tepenizin tası atar, ses volümünüz yükselir, konuşmanız kayda alındığı için karşınızdaki sabır göstermek zorundadır, ama alamazsınız bir türlü numarayı.

Son bir hamle daha yaparsınız “Amirini ver…” diye seslenirsiniz, ama tansiyonunuz filan varsa dikkat etmek gerekir… Bu kez telefona başkası çıkar. Amir midir, değil midir, yetkili midir, orasını da bilemezsiniz, ama anlatırsınız derdinizi, istersiniz “Üst düzey yetkili” birinin telefonunu…

Mümkünü yoktur, alamazsınız “Ben ilgileneceğim” sözü ile yetinmek zorunda kalırsınız çoğu kez…

İşte size “Çağın” bir hastalığı daha… Tüketici karşına çıkmaya “Yüreği olmayan” bir sürü “Üst düzey yönetici” tipi. Ya da yöneticilik kariyerinde “Üst düzey” olunca, kendisini bulunduğu noktaya getiren “Tüketici” yani “Müşteri” ile konuşma gereğini duymayan tipler…

Oysa bilmek gerekir ki, eğer “Tüketen” varsa sen de varsın. Ve o tüketen senin varlığının nedenidir. Varlığına neden olana sırtını dönmeye başladığında, artık sen tükenmeye başlamışsındır…

Başarı buysa, mesele yok… Ama öyle bir gün gelir ki tüketici, ulaşamadığı “Üst düzey” veya “Yetkili” birini aramaya gerek duymaz hale gelir. İşte bittiğiniz nokta da burasıdır… Eğer tükenmek istemiyorsanız, tüketicinin karşısına çıkma cesaretiniz olsun… Tabi kaldıysa… Gerçi savunma hazır…

“Efendim, bu kadar iş yoğunluğu arasında, günde o kadar kişi ile görüşmeye vakit var mı” diyebilirler… Hem de arayanın birçoğunun da derdi eften püften olabilir...

E…Marifet de orada “Yönetici” olabilmek de orada, “Saklanan yöneticiliği” herkes yapar…

Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Ekim 2009 - 8. sayısında yayınlanmıştır.

.
 


Ücretsiz E-Bülten Üyeliği
Firma Rehberi

Ücretli Site Üyeliği
Ana Sayfa | E-Dergi | Marka Rehberi | Yazarlarımız | Haberler | Basından | İş Arama | Hakkımızda | İletişim | Profiliniz © retailturkiye.com