|
Bizler, kalemle yazıp, dört işlem yaparken, facit makinelere geçmemiz hiç de zor olmamıştı. Kullanma yeteneğim o kadar ileri idi ki burada bir kez daha rahmetle anacağım Nuri BEĞENDİK amcam “Şu oğlanın hesaplarını bir kontrol edin, eli işte, gözü oynaşta” demişti de, yapılan kontrolda hata bulamamışlardı. Oysa biz şimdi “Excel” denilen yerde yapılan tabloları kontrol bile edemiyoruz.
Ben (Yaşı 65 ve üzeri olanlardan söz ediyorum) ve benim gibi olanlardan birçoğu, belli bir eğitim ve ardından da “Devlete memur” olduktan sonra, “Nasıl oldu bu yahu…” diye sormaya fırsat dahi bulamadan ticaret hayatı içinde kendilerini buluverirler.
Geçmişlerinde “Başarı” vardır ki “Özel sektör” denilen şirketler, kişileri referans alarak seçerler.
Ne var ki onların “Yeni hayatlarına” alışmaları için, alışık olmadıkları bir süreçten geçmeleri gerekir. Bazen “Başarı”yı devam ettirirler, çoğu kez de tökezlerler. Ayağa tekrar kalkmaları mümkün olursa, zaten “Yeniden başarı”nın tadını tadarlar. Bazıları vardır ki, örneğin benim gibiler, geçmişteki iş hayatlarının verdiği deneyimle, disiplinli, özverili ve aidiyet duyguları ile çalışmayı, bilgi ve becerinin önünde tutarlar. Onlara göre “Bilgi ve beceri” öğretilebilir, geliştirilebilir şeylerdir. Oysa “Disiplin, özveri ve aidiyet”, belli yaşlardan sonra “Kuru dal” gibidir, zorlarsan kırılır.
Başarı, elbette bilgi, beceriyi gerektirir. Tek başına ise bir işe yaramaz, sadece bilgili ve becerikli olursunuz, o kadar. Oysa bilgi ve becerinin yanında, olmazsa olmaz şey, disiplin, özveri ve aidiyet duygusu ile bunların topunun oluşturabileceği “ekip” ruhu ile çalışma, başarıyı da beraberinde getirir.
İstediğiniz şeyleri bir araya getirerek “Ekip” oluşturursunuz ama dikkat edilmesi, gereken bir başka şey daha vardır. O da “Bilgi, beceri, disiplin, özveri ve aidiyet” duygularını öyle ölçülü kullanmanız gerekir ki, ortaya koyduğunuz yemeğin tadı, yenilebilir olmalı. Biz bu “tat”a da “Şirket kültürü” diyebiliriz. Aynen “Yöresel yemek” tatları gibi… Şirketlerde başarıyı yakalayabilmek adına, bütün bunları “Çalışanlara” çok iyi anlatmak gerekir. Bakın şirketlere… Eğer o şirkette “Personel sirkülâsyonu” makul ölçülerin üzerinde ise, “Yemek” iyi pişmiyor demektir. Sonuçta da “Başarı” zorlamayla elde ediliyordur. Bu noktada çalışanları suçlamak yerine, yönetim, dönüp kendisini kontrol etmeli, edebilmelidir. Dahası… Gelişen koşullara yönetimin ayak uydurabilmesi, her yönüyle personelini anlayabilir düzeyde olması gerekir. İşte bu yazıyı yazmamın esas gerekçesi bu noktada… Ben ve benim gibi “Belli bir dönemi başarı ile yaşamış” kişilerin, çağı yakalayabilme, teknolojiyi kullanabilme, yeni bilgilere ulaşabilme becerileri olsa da, itiraf etmek gerekir ki, “Genç kuşaklara” ulaşması, onlar gibi düşünmesi mümkün değildir.
Bizler, kalemle yazıp, dört işlem yaparken, facit makinelere geçmemiz hiç de zor olmamıştı. Kullanma yeteneğim o kadar ileri idi ki burada bir kez daha rahmetle anacağım Nuri BEĞENDİK amcam “Şu oğlanın hesaplarını bir kontrol edin, eli işte, gözü oynaşta” demişti de, yapılan kontrolda hata bulamamışlardı. Oysa biz şimdi “Excel” denilen yerde yapılan tabloları kontrol bile edemiyoruz.
Yapabildiğimiz, veya yapmamız gereken tek şey, “Sorarlarsa” şayet, bildiklerimizi bizden sonrakilere aktarabilme yeteneğimize sahip çıkmak, orayı bari koruyor olmak olacak. Genç yöneticilere ve yeteneklere haddimi aşmamış olmayı umarak söylemek istediğim şey şu… İnsanlara saygı duyun… Onları dinleyin… Bilginizi sürekli geliştirin, çağa ayak uydurmaya özen gösterin. Hiçbir şeyin gerisinde kalmamak için çabalayın. Çalıştığınız yerde “Ruh” oluşturun.
Bunların hepsi size, hani o deyimle “Yol, su, köprü ve elektrik” olarak geri dönecektir. Bilesiniz ki “Geri dönecek” olan en kıymetli hazineniz, ticari itibarınızın yanında edineceğiniz engin deneyimizin (Tecrübeniz) olacaktır. İtibar ve deneyim, sanıldığı gibi çok kolay kazanılan bir “Değer” değildir. Ticaretteki “Alırken kazanma” yönteminde, deneyimli olanlara kulak asmak, en kestirme yoldur. Ancak onlardan aldıklarınızı, kendi bilgi dağarcığınızın da içerisinde mutlaka yoğurmanız gerekir.
Kazancınızı hesaplarken, kaybettiklerinizi de hesaplamayı unutmayın. Ve en büyük kazanç bana göre, “İnsan” unsurunu doğru kullanmak ve kazanmaktan geçmektedir. Nakdi kazançların yolu hep bu unsudan bir şekilde geçer…
Dip Not: Bu yazıyı yazmam için “Facebook”da benimle ilgili yorum yapanlara teşekkür ediyorum.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Ağustos 2011 - 30. sayısında yayınlanmıştır.
|