|
Tam 98 yaşında vefat eden büyük dedemin adını Koymuşlar. Ben de ondan aldığım “Ad”a layık olmak için 100 yaşını hedefliyorum. O nedenle de her yılın 24 Aralık tarihinde herkes “Of… Bir yaş daha ihtiyarladım” derken ben “Oh be… Bugün bir yaş daha gençleştim” diye keyif alıyorum yaşımdan…
Bu ay yazımı Sevgili Çambel’den “Uyarı” almadan yazıp göndermek üzere “Teknolojik daktilo”mun başına oturdum. Sevgili Çambel “Abi… Yazıyı yirmi dördüne kadar gönder” diyor her zaman. Ben de düşündüm ki yirmi dördüne kadar gönderemeyeceğim. Çünkü 24 Aralık benim için oldukça “Önemli” bir gün… Her yılın 24 Aralık günü, benim en sevdiğim gün… O gün adım konmuş… Tam 98 yaşında vefat eden büyük dedemin adını Koymuşlar. Ben de ondan aldığım “Ad”a layık olmak için 100 yaşını hedefliyorum. O nedenle de her yılın 24 Aralık tarihinde herkes “Of… Bir yaş daha ihtiyarladım” derken ben “Oh be… Bugün bir yaş daha gençleştim” diye keyif alıyorum yaşımdan… Bu Aralık ayının yirmi dördünde 65 yaşım bitecek, 70 yaşına(!) basacağım… Diyeceksiniz ki “Altmış beşten sonra nasıl yetmiş oluyor?” İnanın haklısınız, ama ben de haklıyım… Her sene gıdım gıdım ihtiyarlayıncaya kadar, beş yılda bir beş yaş büyüyor ve kendimi o yaşa hazırladığım için de hep genç kalıyorum(!), yoksa “Dalya” demeye gücüm kalmaz diye düşünüyorum… Her Aralık ayının yirmi dördü geldiğinde, ben “Kişisel” dökümümü ortaya koyuyorum, mizanı çıkartıyorum, bilançoyu hazırlıyorum. Yeni gelen yılın projeksiyonunu hazırlarken, her beş yılda bir de gelecek 5 yılın da “Hedef” planlamasını yapıyorum. Gerçi benim yaptığıma pek kulak asan yok, ama ben mutluyum. Zaten amacım da bu, mutlu olabilmek, hayattan keyif almak… Bütün planlamalara, hesaplamalara rağmen terslik olmuyor mu? Olsun varsın. O zaman “Kader” deme hakkım doğuyor. Ben, elimden geleni yapıyorum ya, gerisi “Kader” olsa gerek. Önümüzdeki yıl, bol bol fotoğraf çekeceğim, hanımı alıp ora senin, bura benim, nerde Şam, orada akşam gezeceğim. Ayrıca önümüzdeki beş yıllık plan içinde, eğer olursa düldülü yenileyeceğim. Ha… Bir de Cengiz Çambel’den uyarı almadan her ay bir yazı yazacağım, keyfime göre. Dergide yazımı okuyan bazı dostlar “Ya kardeşim, biraz da ‘konu’ yazsan” diyorlar. Gerek olunca yazarım da, ben o defteri de kapattım. Şimdi gençler, gerek bilgi olarak, gerek teknolojik olarak bizden çok ilerideler. Bize artık “Sorarlarsa söylemek” görevi düşüyor, her şeye maydanoz olmaya kalkışmamak gerek. Biz yoğurdu çömleğin içinden tahta kaşıkla yiyorduk, şimdiki gençler plastik kapta, plastik kaşıkla yiyorlar. Yani, “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var” derler, biz bir türlü alışamadık plastik kaptan, plastik kaşıkla yoğurt yemeye… Bazıları, ”Bundan sonra göverip de bostan mı olacağız” derler… Belki “Bostan” olmayacağım, ama hep “Yeşil” kalacağım, kurumadan, canlı… Zaten önümüzdeki yıl, öyle bir yıl olacağa benzer ki, şimdiden “Canlı” kalmaya hazırlanmalısınız. Yoksa kurutmak bir yana, kökünüzden kazıyıverirler. Gerek “Ulusal” boyutta, gerekse “Küresel” boyutta zor günler bizleri bekliyor. Gelecek 35 yılda olacakları da görmek için “Yeşil” ve “Canlı” kalmam gerektiğini biliyorum. Ve… Tüm dostlara sesleniyorum… Yeni yılınız kutlu olsun. Her zaman “Yeşil” ve “Canlı” kalmaya özen gösterin. Kurumayın, toprağa sağlam kök salın… En azından “Kendiniz” için… Kendiniz “Yeşil” ve “Canlı” kalırsanız, çevreniz de sizden yararlanır, örnek alır, yeşil ve canlı kalmaya özenirler. Bu şekilde de yararlı olursunuz. Diyorum… Ve böyle düşünerek gelecek 35 yıla hazırlanıyorum 24 Aralık 2010 gününe…
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Aralık 2010 - 22. sayısında yayınlanmıştır.
|