|
Oysa Ramazan ayının birbirinden tek farkı, birinin diğerinden on gün önce gelmesidir. Böylece senenin hemen her gününde Ramazan ayı yaşanır… O zaman neden hep “Ah o eski Ramazanlar” denir, hep aklıma takılmıştır.
Biz yaştakiler “Ah nerede o eski Ramazanlar” diye lafa girişirler…
Bizim çocukluğumuzda da bizden büyükler böyle başlarlardı lafa…
“Ah o eski Ramazanlar…”
Oysa Ramazan ayının birbirinden tek farkı, birinin diğerinden on gün önce gelmesidir. Böylece senenin hemen her gününde Ramazan ayı yaşanır… O zaman neden hep “Ah o eski Ramazanlar” denir, hep aklıma takılmıştır.
Ramazan ayına teravih namazı ile başlanır. Camiler dolar taşar ilk günü, neredeyse yer bulunmaz. Sonra seyrekleşmeye başlar saflar. Hangi hoca daha çabuk kıldırıyor, o camiye gidilir. Ramazan ayını dolu dolu yaşamak isteyenler için hatim ile namazı kıldıran camiler makbuldür.
Yine ilk gün, bütün ev halkı sahura kalkar. O gün evde bir telaş vardır, geceye ne yapılacak diye. Hanımlar, çeşitleri çoğaltırlar elerinden geldiğince. Bu arada kulaklar dışarıdan gelecek davul sesindedir. Davulcu acaba ne maniler söyleyecek, merak edilir…
Yemek sonrası tiryakiler, peş peşe sigarayı tellendirirler, gündüze stok olsun(!) diye. Çaylar, bardak bardak, ardı ardına içilir, o da stok olsun diye. Sabaha karşı yatınca, elbette kalkması da zor olur, ama kalkılır. Öğle vaktine kadar iyi… Öğleden sora “Ramazan Keyfi” başlar. İşte ben, Ramazan ayının bu vakitlerini çok severim. Öncelikle “Tiryakileri” bulmam gerek. Kim, hangi saatte nasıl tepki veriyor…
Çakalız’daki Zafer fırınına gitmem gerek. Yumurtalı, susamlı, çörotulu (Çörekotu) pide yaptırılacak. Mesele yeğen, mesele pide yaptırmak değil, fırıncıyı kızdıracaksın. Sırayı bozmaya çalışacaksın, ekmeğe bahane bulacaksın, yumurtası, susamı az olmuş diyeceksin, o da seni fırın küreği ile mahalle ortasında kovalayacak.
Ne keyif ama… Maazallah bir gün ölüyordum ama…
Bakkal Amed Emmi’nin (Allah Rahmet Etsin) oraya gittim. İftara şunun şurasında kaç dakika kaldı ki. Amed Emmi, günde iki paket sigara, belki 50 bardak çay içer, tiryakinin önde gideni. Onun da ötesinde, normal zamanda da zaten aksi herif…
- Amed emmi…
- Ne var lan… Doğru dur yoksa karışmam ha…
- Yok Amed Emmi bi şey etmeyecem… Bana bi paket Persil ver…
Persil mersil gerek değil, mesele, Amed Emmiyi dükkânın en uzak köşesine göndereyim ki, n’olur n’olmaz… Amed emmi dükkânın en uzak köşesine vardığında, elime aldığım kiloyu, terazinin kefesine elli santimden bıraktım. Kefe’nin çıkardığı ses ile geriye dönen Amed Emmi, tezgâhın üstündeki bıçağı aldığı gibi üzerime yürüdü. Ben önde Amed emmi arkada epey bir koşuşturduk. Arkamdan yetişemeyen Amed Emmi, elindeki bıçağı olanca hırsıyla bana doğru fırlattı ki, bedenimi sıyırdı geçti…
Ucuz kurtulmanın verdiği keyif ve kazasız belasız fırında yaptırdığım susamlı, çörotulu, yumurtalı pidem ile eve geliyorum. Top atılmaya üç dakika var yok. Daha önce gelmeye gelmez ki bu sefer evde fırtına kopabilir. İftarlıkla başlayan yemek, çorba ile devam eder. Sonra Allah ne verdiyse…
Bazen evde de yemeğe bahane bulursun, işte o gün evdeki kadın mürettebat camiye erken kaçar maraza çıkmasın diye. Önce teravih namazına, ardından arkadaşlarla toplanma yerine… Genellikle sahura kadar oturulur… Çay, kahve, arada fayans döşeyeceksin (Okey oynayacaksın) filan… Ben bu keyfi yirmi seneden bu yana yaşamıyorum. Ekmek marketten, markette kefeli terazi kalmadı, kızdıracak adam da. Sonra iftar sonrası herkes yorgunluktan bitmiş. Hatta birçoğu iftarını yolda açmak zorunda kalmış… Ya dolmuşta, ya belediye otobüsünde veya trafikte sıkışmış kalmış gidemiyor.
Böyle Ramazan olur mu? Hadi diyelim ki oldu, keyfi nerede? Sanırım hep bu yüzden mi diyoruz ne “Ah o eski Ramazanlar” diye… Trafik yoktu, pide fırından alınırdı, eve gelirken bakkalla iki beş sohbet edilir, hele bir de Ahmet Emmi gibisi olursa değme keyfine…
“Nerede o eski Ramazanlar” demekte haksız mıyız yani… İnsanlar zaten acından bir halde, Ramazan düşünecek halleri mi kalmış!...
İşte böyle… Bütün bunlara rağmen herkeslerin Ramazanını kutluyorum. İnşallah “Bayram”ı da görürüz…
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Haziran 2010 - 16. sayısında yayınlanmıştır.
|