retailturkiye.com


Ana Sayfa | E-Dergi | Marka Rehberi | Yazarlarımız | Haberler | Basından | İş Arama | Hakkımızda | İletişim | Profiliniz Salı, 22 Mayıs 2012 
Altan Vural
Altan Vural

Nurdan Tümbek Tekeoğlu
Nurdan Tümbek Tekeoğlu

Birant Esinoğlu
Birant Esinoğlu

Servet Topaloğlu
Servet Topaloğlu

İbrahim Pekbay


Gazeteci-Yazar


ibrahimpekbay@gmail.com

 Toplam 26 yazısı bulunuyor. Tüm yazıları görmek için tıklayın. Tümü için ... (26)
Eski bayramlar… Yazdır E-posta
Yazarlar - İbrahim Pekbay
Perşembe, 02 Eylül 2010 13:56

İşte o “Eski Bayramlar” ne yazık ki kalmadı. İnsanlar bayramları “Bayram gibi” yaşamak yerine bayramları yok etmeye çalışıyorlar.

Ramazan’dan sonra “Bayram” var. Geçen sayıda “Eski Ramazanlar”ı anlatmıştım ya… O zaman “Eski Bayramlar”ı da anlatmak gerekmez mi?

O halde “Eski bayramlar”ı da anlatayım bari…

Ramazan ayının on beşini geçtiğinde, oruç tutanlar biraz daha rahatlar. Yolun yarısı geçilmiştir, alışılmıştır, Ramazan ayının de keyfi, tadı artık alınmıştır. Bayrama da az kalmıştır.

Hele “Kadir Gecesi” gününe de ulaşmışsanız, artık “Bayram geldi” de diyebilirsiniz ve hemen “Bayram hazırlıklarına” da başlamak gerekir.

“Eski bayramlar”dan bugünlere kalmayan güzelliklerden en önemlisi, ailece bir yerlere tüymek yerine, aile içinde “Bayram” havası estirmekti.

Çarşıya çıkılır evdeki hemen herkese “Bayramlık” giyisiler alınırdı. Hele çocukların o bayramlıklarla ne kadar mutlu olduğunu bir görebilseydiniz.

Evin hanımları, o bayramlarda “Bayram ziyaretine” gelecek yeni evli çiftlere verilmek üzere mendil, çorap, terlik gibi hediyeleri de almayı ihmal etmezlerdi.

Sonra evde tatlılar yapılırdı. Şimdiki gibi çık baklavacıdan baklava al gibi değil, evde yapılırdı.

Son iftar günü akşamı, mümkün olan en erken saatte yatılır, çünkü sabah “Bayram namazına” gidecektir evin “Erkek” kısmı, çoluk çocuk toptan. Hatta en küçükler, bir yandan uyku sersemliği ile babalarının elinden tutmuş, gözlerini ovalayarak. Namaz saati gelinceye kadar uyuyanlar da olur içlerinden.

Namaz çıkışı en güzel geleneklerden birisi, cami cemaatinin avluda bayramlaşmasıdır. Camiden sonra yine “Erkek” kısmı, topluca mezarlığa gider, geçip gidenleri rahmetle anarak onları hatırlar ve dualarını yaparlar.

Eve dönünce… En güzeli, hep birlikte cümbür cemaat sofraya oturmaktır. Oğlan, kız, gelin, damat, torunlar… Büyükler bu kalabalıktan büyük keyif alırlardı. O sofrada “Bayram yemeği” vardır genellikle. Örneğin Kayseri’de nohut yahnisi ve pirinç pilavı, bayramların vazgeçilmez yemeğidir. Herkesin evinde o sabah, bu yemek vardır.

Büyükler, küçükleri, özellikle oruç tutan küçükleri uyarırlar. “Aman çok yemeyin ha… Hastalanırsınız…”

Hastalanırsınız, çünkü bir ay oruç tutan midelere birden bire yüklenince, maazallah… Yemekten sonra, evin en büyüğü köşeye oturur ve en yaşlısından en küçüğüne kadar herkes birbiri ile bayramlaşır. Bu anlar çocuklar için en keyifli anlarıdır. Çünkü “Bayram harçlığı” da bayramın vazgeçilmez geleneklerindendir.

Bu arada çocuk kısmının biraz acelesi vardır. Mahalleye çıkılacak, kapı kapı dolaşılacak, şeker toplanacak, bayram harçlığı alınacaktır mahallenin “Ali Dayısı”ndan. Ali dayı, tele geçirdiği delikli yüz paralarla sokak kapısında durur. Çocuklar (Ki ben diyeyim elli, sen de yüz kişi) sırayla eve girerler. İçeride Gülhanım Teyze’nin elini öper, çıkışta da Ali Dayının… Ali Dayı, telden çıkardığı delikli yüz paradan bir tane eline tutuşturur. Parayı alan en arka sıraya yeniden durur, sıra gelince yine girer eve, eller öpülür ve bir delikli yüz para daha alınır Ali Dayının elinden, ta ki Ali Dayı işin farkına varıncaya kadar. Çocuk değil miyiz işte…

Üç gün, eş dost akraba, mahalleli, birbirine gider gider gelirler…

Şimdi… Şimdi nerede o “Ali dayı”lar?... Hadi “Ali Dayı” yok da, bayramı “Tatil” bilip ziyaretler yerine bir yere gitmeler, “İki üç gün dinlenelim” demeler!...

Ramazan aylarının birbirinden farkı yok da, ya bayramlar… İşte o “Eski Bayramlar” ne yazık ki kalmadı. İnsanlar bayramları “Bayram gibi” yaşamak yerine bayramları yok etmeye çalışıyorlar.

N’apıyorlarmış biliyor musunuz? Çok yoruldukları için dinleniyorlarmış!… Ben, bu mantığı anlamadım. Günü geldiğinde zaten sırtüstü gelip sonsuza kadar dinleneceksin, bari yaşadığında insanlarla mutlu olmaya bak…

Desem… Yanlış mı olur? Hiç zannetmiyorum yanlış olacağını da, olacaksa da olsun. Bu kadar yanlış da benden olsun “Eski bayramlar” özlemi içinde.

Ama asıl üzüntüm ne biliyor musunuz? Asıl üzüntüm, geleceğimizin bu bayramları tümden unutup gitmesi…

Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Ağustos 2010 - 18. sayısında yayınlanmıştır.



.
 
.

.

Ücretsiz E-Bülten Üyeliği
Ana Sayfa | E-Dergi | Marka Rehberi | Yazarlarımız | Haberler | Basından | İş Arama | Hakkımızda | İletişim | Profiliniz © retailturkiye.com