|
Artık Türkiye’de de “Tebaa” ile “Kral”ın konumlarını değiştirme vakti geldi diye düşünüp yola çıkıyoruz… Uzun inceleme ve planlamadan sonra “Zincir” imalatına başlamamız gerektiği görüşüne varıyor ve kolları sıvıyoruz. Önce mağazaların alt yapısının hazırlanması gerekiyor. Bakkal dükkânı açar gibi olmuyor bu iş.
Rauf Ağabey’imin yazısını okuyorum geçen sayıda…
Her nasıl olduysa, okurken de aklıma, sözleri Ahmet Selçuk İlkan’a, bestesi Coşkun SABAH’a ait Kürdi makamında şarkı geliyor, bir uçtan da mırıldanıyorum.
Anılar… Anılar…
Simdi gözümde canlandılar.
Anılar… Anılar…
Beni bu aksam ağlattılar.
Evet, hüngürdeyerek ağlamadım… Ama geçen günler “…gözümde canlandılar…” film şeridi gibi. Sonra düşünüyorum “Yazsam mı ki” diye. Karar veriyorum “Aklında durana kadar, satırlarda dursun” diyorum ve çok sevgili Rauf ARDİTTİ ağabeyime “İthaf” ederek yazıyorum işte…
“Anılar” yazılırken “Hey gidi hey, neydi o günler” diye başlar ya, Türkiye’de perakende sektörünün “Zincir Mağazacılık” ayağının gelişimi de aynen “…neydi o günler…” gibi gelişti aslına bakarsanız.
Yıl, 1985…
O yıllarda, özellikle kasap, manav ve pazarcının yanına, dokuz tekbir ile iki rekât bayram namazı kılıp, salâvatlarla ancak yaklaşabiliyorsunuz. Siz istediğinizi alamıyorsunuz, o istediğini size veriyor. Üreten “Kral”, tüketen ise “Tebaa” durumunda…
“Tebaasını” koruyan “Kral” da kabulümüz ama, neredeeee!…
Türkiye’de iki örnek var, Migros ve Gima...
Ondan önceleri de var, tüketim mallarını aynı çatı altında sunan mağazalar, “Zincir” konumunda değiller, ama “Halka” konumundalar. Amerika’nın “Vahşi Batısı”nda örnekleri var. Ama ta oralara gitmeye gerek yok, Zonguldak ve havalisinde de aynı türden mağazalar var. Amerika’dakinin “Hedef kitlesi” altın arayıcıları, Zonguldak havalisindekilerin ise maden işçileri…
Artık Türkiye’de de “Tebaa” ile “Kral”ın konumlarını değiştirme vakti geldi diye düşünüp yola çıkıyoruz… Uzun inceleme ve planlamadan sonra “Zincir” imalatına başlamamız gerektiği görüşüne varıyor ve kolları sıvıyoruz. Önce mağazaların alt yapısının hazırlanması gerekiyor. Bakkal dükkânı açar gibi olmuyor bu iş.
Soğutma dalında “Ahmet YAR” firması, havalandırmada Levent NECİPO⁄LU, raflarda Gökçin ARAS ve “Tartı” konusunda da “Digi Fiter” ile yola çıkıyoruz. Aslında bunların hepsini sizlere tekar teker anlatmam gerek…
Örneğin İzmir’de “Ahmet Yar”a vardığımızda, Rahmetli Ahmet YAR ile ilk karşılaşmamızı ve kırdığımız “pot”u… Uçak Mühendisi olan Levent NECİPO⁄LU’na annesinin ne dediğini…
Gökçin ARAS ile ilk görüştüğümüz “Labirent”ini, “Digi Fiter”de Avi ALKAfi ile sabahlara kadar SM-15 terazilerini nasıl programladığımızı… Ve günlerce sabahlara kadar çalıştığımızı, ilk mağazanın açılış heyecanını…
Geçenlerde Halit Geldi Ahmet Yar”dan… Birden tanıyamadıysam da sonradan bir sarıldık ki birbirimize… Ta o günlere gittik, vurduk lafın beline, ama az oldu. Sonra sözleştik “Vakitli gel de içimizi bi çalkalayalım” dedim, gelecek inşallah…
Daha sonra il il “Perakende günleri”, rahmetle bir kez daha anacağım Bülent YARDIMCI ve Cengiz ÇAMBEL ile…
Gördüğün gibi Sayın Cengiz ÇAMBEL, sayfa yetmedi, sayfalar ister.
“Retail Türkiye” dergisi günlük çıksa, beş günde tamam olur bunlar, ama her ay birisi inşallah…
Önümüzdeki sayıda ”Ahmet YAR” firması ve rahmetle andığım Ahmet YAR ile başlarım, bir uçtan da mırıldanarak…
Anılar… Anılar… / Simdi gözümde canlandılar. / Anılar… Anılar… / Beni bu akşam ağlattılar.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Mart 2010 - 13. sayısında yayınlanmıştır.
|