|
Dedim ya, “Zincir Mağaza” oluşturma, öyle “Bakkal dükkânı” açmaya benzemez. fiimdi bakkal esnafı “Bizim iş o kadar basit mi” diye sitem edebilirler.
Hiç kuşkunuz olmasın ki, haklılar da…
Benim demem de “Meslekten gelme Bakkallar” için değil, “Sonradan olmalar” için zaten.
Adam, devlette veya özelde 25 yıl çalışır, emekli olur genç yaşta, kırkını henüz geçmişken. Eline “Kıdem tazminatı” olarak hatırı sayılır bir para geçer. Kırkını henüz geçmişken de kendini bir köşeye atacak hali yok, başlar düşünmeye “Ne yapsam acaba” diye. En kolay iş ona “Bakkal dükkânı” veya “Tekel bayii” ya da küçük bir “Kırtasiye dükkânı” açmaktır, açar da…
“Bakkal dükkânı” açar da, peynir tenekesi nasıl açılır, onu bilmez. Ortalama 17 kilo gelen tenekeden 10 kilo peynir çıkarır, gerisi kırıntı kaldığından zarar eder. Ne kadar böyle götürür pek belli olmaz, bir süre sonra tazminatı da kediye yükler, köşesine çekilir…
Benim sözünü ettiğim böyle düşünen “Bakkal dükkânı” için…
Zincir mağazaların alt yapılarından, olmazsa olmazlarından biri de “Soğutma” derdidir.
O zamanlar “Soğutma dolabı” konusunda Türkiye’deki en ünlü marka “Şenocak” idi. Biz de kalktık İzmir’de “Şenocak” markasını bulduk…
Yaşlı bir ağabey ki sanırım kurucu sahibi idi, bizi sabırla ve uzun uzun dinledikten sonra “Bizim ürünlerimiz sizin işinizi görmez, siz Ahmet Yar firmasına gideceksiniz” dedi, üstelik adresini de verdi, İzmir Pınarbaşı’nda…
Adresi aldık, Pınarbaşı’nın yolunu tuttuk…
Bulduk, binanın yüzünde “Ahmet Yar” yazıyordu. Arabamızı kapının önüne park ettikten sora, bahçe kapısından içeri girdik. Birisi, Bahçedeki çiçeklerle uğraşıyordu, belli ki bahçıvan… Yanına yaklaştım “Amca… Ahmet Yar ile görüşeceğiz, nerde buluruz kendisini” dedim. Yüzüme baktı “İçeridedir, şu kapıdan girin” diye bize kapıyı gösterdi.
Girdik, sorduk, “Sizi odasına alalım, aşağıda, haber verelim, şimdi gelir” dediler, geçtik odasına…
Evet… Biraz sonra Ahmet Yar geldi, ama ben, elden ele atılırken yere düşmüş karpuz gibi dağıldım. Gelen, biraz önce bahçede bahçıvan sandığım “Ahmet Yar’ı nerede buluruz” diye sorduğum “Amca”dan başkası değildi…
Gayet kibar, sevecen tavırla bizi dinledikten sonra oğlu Ali Yar’ı çağırdı ve bizi ona teslim etti…
İşte o gün tanıştık Ali, Oktay ve Halit ile…
Onlar da geldiler bize, baktılar, projelendirdiler, imalatını yaptılar isteklerimizin.
“Zincir”in ilk halkası oluşurken, o tatlı telaşın içinde onlar da vardı, gece gündüz açılış gününe yetiştirmenin heyecanını birlikte yaşadık…
Arada bazen soruyordum “Yetişecek mi” diye. Halit “Merak etme, yetişir” diye rahatlatıyordu.
Tamam, soğutma işleri yetişir de, ya o havalandırma, raf ve tartı işleri?...
Onlar da yetişti elbette, ama nasıl yetişti, bir dahaki sayıya…
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Nisan 2010 - 14. sayısında yayınlanmıştır.
|