|
Büyüme, satın alma ve ortaklık yatırımları ile HTÜ pazarının hemen her kategorisinde markası, ürünü olan Ülker’in BİM’deki %10 hissesinden elde ettiği 774 milyon TL ile HTÜ perakende sektöründe ki şube sayısı ile 2. sırada yer alan ŞOK’ları 600 milyon TL’ye satın alması her açıdan karlı bir yatırım olarak gözüküyor.
20 yılı aşkın bir süredir sektörü yakından takip eden biri olarak bugüne kadar HTÜ üreticisi firmaların perakende sektörünü şekillendirdiğine inanmışımdır. Çünkü 2000’li yıllara gelene kadar ülkemizde önemli olan üretmek idi. Pazar büyüklüğü, boşluğu ve enflasyon nedeni ile üretim gücünü elinde bulunduranlar üretiklerini nasıl isterseler öyle satabiliyorlardı. Öyle ki bu ülkede bazı ürün gruplarının bazı dönemlerde karaborsası yaşanmıştı. 1970’li yıllarda Türk halkı ekonominin başkenti İstanbul’da dahi margarin, şeker gibi ürünleri saatlerce bakkal dükkanlarının önünde sıra bekledikten sonra istedikleri kadar değil bakkalın verdiği kadar alabilmişti. Geleneksel perakendeci yapısının hakim olduğu 1990’lı yıllara kadar üreticiler için toptancılar vazgeçilmez idi.
1990’lı yıllarda Türkiye’de organize perakendeciliğin gelişeceğinin işaretleri görülmeye başlayınca ilk olarak uluslar arası HTÜ üreticileri olmak üzere distribütörlük sistemine geçiş başladı. Üretici firmalar toptancılarının içlerinden en vazgeçilmezlerini seçerek diğerlerinden vazgeçmeye başladılar. Şimdilerde bu uluslar arası üreticilerin Türkiye’de ki toplam distribütör sayıları iki elin parmakları ile gösterilebilir hale geldi.
Yerli üretici firmalarımız distribütör sistemine geçişte uluslar arası firmalar kadar aceleci davranmadılar. Bir çoğu hala çok sayıda distribütör, bayi ile çalışmaya devam ediyor.
Ancak enflasyonunun düşüşü, organize perakendenin gelişimi ile birlikte tüketicinin hemen hemen Türkiye’nin her yerinde seçme hakkı ayağına kadar geldi. Mahallesinde onlarca geleneksel perakendecinin yanında birkaç tane indirim marketi, birkaç tane yerel market, birkaç ulusal süpermarket hatta bir çok mahallede en az bir hipermarket alternatifi bulunuyor. Artık tüketicinin tercih hakkı var. Üreticiler ve perakendeciler daha çok satmak için 2. ürünü %50 fiyatına bile verebiliyorlar. Artık üretmek yetmiyor; ürettiğini tüketici ile her yerde buluşturarak satabilmek gerekiyor.
Ülkemizin HTÜ pazarının lider Türk markası/kuruluşu Ülker’in gücü de 1950’li yıllarda bugünleri görerek başlatılan dağıtım ağının gücünden geliyor. O günlerde ürünleri nakliye farkı almadan, fabrika fiyatına esnafa ulaştırmak için temeli atılan dağıtım ağı bugün, 220 bin noktaya her hafta en az bir kez ürün servis eden mükemmel bir sisteme sahip. Ancak, bu dağıtım ağına sürekli yeni markalar, ürünler katan Ülker bile artık ürettiği her şeyi kolaylıkla organize perakendenin rafına koyup satabilen bir kuruluş değil. Ülker, son yıllarda ki büyüme, satın alma ve ortaklık yatırımları ile HTÜ pazarının hemen her kategorisinde markası, ürünü olan bir firma. Üretilen bu ürünlerin tümünün tüketici ile buluşabilmesi için hızla gelişen organize perakende sektörünün raflarında yer alması şart. Ülker bu sebeple olsa gerek ki 1944 yılından bu yana ürettiklerini tüketicisi ile buluşturan özellikle geleneksel kanala 113 Bizim Toptan Satış Mağazaları ile de hizmet vermeye çalışırken bakkalların en büyük rakibi konumunda ki organize perakende formatı olan indirim mağazası (BİM) konsepti yatırımlarının içinde oldu.
Bu yazıyı hazırladığım sırada 3.128 şubesi ile ülkemiz perakende sektörünün 1 numaralı firması olan BİM’de ki yüzde 10 hissesini 22 Nisan’da 774 milyon TL’ye satan Ülker’in 1.232 şubesi ile 2. sırada olan ŞOK’ları 600 milyon TL’ye satın alması her açıdan karlı bir yatırım olarak gözüküyor.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Mayıs 2011 - 27. sayısında yayınlanmıştır.
|