|
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, dünyada ekonomik durgunluğun en yoğun yaşandığı bu günlerde; gıda ve tüketim malları sektöründeki ihracatın önemi, ülkemizde daha çok ortaya çıkmıştır. Ekonomik durgunluğun en çok hissedildiği Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkelerine yapmış olduğumuz ihracat rakamlarımız, yıl boyunca yüzde 40 oranında azalmıştır.
Ekonomik durgunluğun yoğun hissedildiği, talep azalması yaşanan gelişmiş ülkelerden kaybettiğimiz ihracat rakamlarımızı; az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere kaydırarak telafi edebilme şansımız mevcuttur. Ülkemizin ihracat ve üretim konusunda uzun yıllar boyunca edindiği tecrübelerini, bu global kriz döneminde kullanarak, krizi az hasarla atlatması gerekmektedir. Çünkü ülkemizin helva yapabilmek için tüm malzemesi mevcuttur.
Ülke çapında bir seferberlik ilan edilmeli, bu konuda tüm devlet ve özel sektör temsilcileri birlikte çalışarak el birliği ile yeni pazarlar bulmalı ve bu pazarları çok iyi değerlendirmeli. Tabii bu durumda üreticilerimiz, tüm enerjilerini kullanarak pazara en aktif şekilde nüfuz etmeyi başarmalı.
Yeni pazarlar konusunda ise özellikle Afrika pazarı çok iyi analiz edilmelidir. Kuzey ve Batı Afrika’da etkin olan Fransız gücü ile Güney ve Doğu Afrika’da etkin olan İngiliz gücü de göz önüne alınmalıdır. Yapılacak analizlerle yol haritamızı belirleyebilir, agresif bir biçimde pazara nüfuz edebiliriz. Tabii ki bu konuda reel sektör temsilcileri ve sivil toplum örgütlerini de bir araya getirerek, gerekli araştırmaları yaptırmak daha efektif sonuçlar verecektir. Özellikle bu iki grup temsilcilerinin tecrübelerinden faydalanmak gerekir. İhracatı geliştirmek için kurulmuş ve bu konuda çok ciddi çalışmaları bulunan birçok resmi ve özel kurum bulunmaktadır. Bu kurumlar Türk ürünlerinin tüm dünyada söz sahibi olabilmesi için proje ve danışmanlık hizmetleri vermektedir.
Özellikle KOBİ olarak adlandırdığımız orta ölçekli firmalar, mevcut olan devlet desteklerini çok iyi kullanmalı ve kendi firmalarında ihracata odaklanmak için gerekli alt yapı donanımlarını tamamlamalıdır. Bu firmalar, kendi eksiklerini tamamlamak için de şu anda bulunduğumuz kriz ortamını kesinlikle fırsat bilmeli ve ellerini çabuk tutmalıdır.
Global durgunluktan en az etkilenen ülke olabilmek için, cari açığımızın muhakkak en alt düzeyde olması gerekir. Bunun için de ihracatımızın yüksek, ithalatımızın da, ihracatımız ile aynı seviyede olması gerekmektedir. Tabii ki ülkemizin yarı mamul ve petrole olan bağımlılığı, cari açığın sürekli artmasına neden olmaktadır.
Ülkemizin bu sıkıntılı günlerden en az zararla çıkabilmesi için moral motivasyonun da yüksek olması gerekir. İşsizliğin en yüksek seviyelere ulaştığı bugünlerde, işsizlerimizin çoğalmaması için üretimimizin devam etmesi şarttır. Bu da ancak yeni pazarlara ulaşmamız sayesinde mümkün olabilecektir.
Şuna kesinlikle inanmalıyız, ülkemizde reel sektörün ürettiği tüm ürünler, belirli bir kaliteye ulaşmış ve tüm dış pazarlarda olması gereken değeri bulmuştur. Ayrıca birçok sektörde ciddi fiyat avantajımız da bulunmaktadır. Ancak mühim olan ürettiğimiz ürünü, istediğimiz fiyata satabilmektir. Bu da ürünümüzün fiyat paritesini iyi ayarlamaktan ve iyi pazarlama yapmaktan geçer.
İşveren ve işçi kesimlerinin gereken fedakarlığı yapmaları ve el ele vermeleriyle, bu kriz ortamından çıkmak mümkündür. Ancak hata yapmayalım, iyi araştıralım ve kesinlikle ihracata ağırlık verelim.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Temmuz 2009 - 5. sayısında yayınlanmıştır.
|