|
Kriz ortamında likitte iseniz ‘kriz eşittir fırsat’ tır ve bu dönemde karşınıza çıkabilecek karlı yatırımlara, daha kolay karar verebilirsiniz.
2008 yılı ortalarında başlayan ekonomik krizin sonucu olarak tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tüketim harcamalarında bir daralma yaşanıyor. Perakende pazarını oluşturan oyuncular da kriz yönetimi ile kendi geleceklerini garanti altına alma uğraşısı içine girdiler. Burada önemli olan konu, her işletmenin kendi yapısına uygun bir kriz yönetimi ile bu dönemi atlatma çabası içinde olması ve uyguladığı yönetim sonrası, krizi kendi lehine çevirerek daha da güçlenmesidir.
Peki işletmemizin yapısına uygun bir yönetimi nasıl seçmeliyiz, hangi kriterlere ve noktalara dikkat etmeliyiz?
İşletme sermayemizi muhakkak arttırmalıyız. Kriz ortamında likitte iseniz ‘kriz eşittir fırsat’ tır ve bu dönemde karşınıza çıkabilecek karlı yatırımlara, daha kolay karar verebilirsiniz. Türkiye perakende pazarında, 2009 yılı içinde ciddi anlamda dikey satın alma olacağını tahmin ediyorum.
Her işletme stok devir hızları ve stok seviyelerini tekrar belirleyerek atıl stok ve yüklerden arınmalıdır. Bu dönemde mutlaka masraflar tekrar gözden geçirilerek gerekli kısıntılar yapılmalıdır. Yerel ve ulusal zincirler, kar getirmeyen şubelerini kapatırlarsa; satıştan ve gerekirse marka bilincinden fedakarlık ederek masraf-kar-markalaşma üçgeninde yaşayabilecekleri sıkıntıları, bu geçiş döneminde bertaraf edeceklerdir. Şube kapatmalar manevi olarak işletmeyi üzse de kriz sonrasında daha sağlam bir şekilde ayakta durmasına olanak sağlayacaktır. Bu yüzden kriz dönemi boyunca çok duygusal davranmamak gerektiği kanaatindeyim.
İşletme sahipleri daha önceden çok yüksek fiyatlara kiraladıkları yerlerin, kira meblağlarını indirtebilirlerse masrafları azaltabilirler. Boş duran bir market yerinin ne mal sahibine ne de ekonomiye katkısı vardır. Kriz döneminde yeni şube açılması ancak çok iyi bir analiz sonucunda ve işletmenin likidite olması durumunda gerçekleştirilmelidir. Nam olsun diye mağaza açmayı, kriz döneminde düşünmemekte fayda var.
Bu dönemde yapılacak en önemli işlerden biri de, müşteri bağımlılığını arttıracak satış ve pazarlama operasyonları ile sabit müşteri kitlesinin satış noktamıza olan ilgisini devam ettirmek olmalıdır. İçinde bulunduğumuz bölgenin yapısına, tüketici eğilimlerine en uygun ürün ve hizmet yapısını oluşturmalı, tüketiciyi kaybetmemeliyiz. 2009 yılı tüketicinin daha fazla seçici olacağı bir yıl olarak gözükmektedir.
Kriz döneminde yapılması gerekenleri kısaca belirledikten sonra biraz da kriz sonrasına değinelim: İçinde bulunduğumuz global kriz, Türkiye’de 5-6 aylık bir dönemdir hissediliyor. Perakende pazarı bu dönem içinde kanaatimce dip noktasını gördü. Bundan sonra 2009 yılı sonuna doğru yavaş yavaş açığı kapayacak, 1-2 sene içinde tekrar eski durumuna gelecektir.
Likiditesi olan yerel zincirlerin, azalan kira maliyetlerinin olumlu etkisiyle yeni şubeler açarak büyümeleri mümkün gözükmektedir. İşletme sermayesi yetersiz olan perakendeciler ise bu dönemi oldukça sıkıntılı geçirecekler. Bir takım varlıklarını satarak krizden en az yara ile çıkabilirler.
Perakende pazarında, özellikle yabancı sermayeli ulusal zincirler dikey, yerel zincirler ise yatay satın almalar ile 2009 senesini büyüme trendi ile kapatacaklardır. Bu sene pazara yurt dışından yeni aktörlerin girmesi muhtemel gözükmemektedir.
Netice itibarıyla kriz geçicidir. Türkiye perakende pazarı gelişmeye ve şekil değiştirmeye devam edecektir. Unutulmamalıdır ki, Türkiye perakende piyasasını, gelişmiş ülkelerin perakendeciliği ile karşılaştırdığımızda daha yolun başındayız.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Nisan 2009 - 2. sayısında yayınlanmıştır.
|