|
Tüm araştırmalar, ülkemizde küçük marketlerin piyasaya ağırlığını koyduğunu gösteriyor. İnsanlarımızın yüzde 60’nın hala markete yürüyerek gidiyor olması tabii ki bunun önemli nedenlerinden. Ancak gelinen noktada; yerel marketlerin büyüklerle rekabetin sırrını çözmesinin, öte yandan büyüklerin büyüme-karlılık hedeflerinin ülke gerçekleriyle uyuşmamasından kaynaklanan zorlukların da payı vardır. Her şeyden önce ülkemizde perakende satış alanı fazlalığı söz konusudur. Kronik işsizlik mi? Mesleksizlik mi? Artık sosyolojik tanımını siz yapın ama Türkiye’de kendi işinin sahibi insanların nüfusa oranı batı ülkelerinin iki katı. Çoğu da esnaf. Bir de, üzerine hesapsız yapılan alışveriş merkezleri var. Mevcut 4 milyon metrekare AVM alanı iki yıl sonra 10 milyon sınırına dayanacak. Nüfus başına AVM satış alanı belki hala Avrupa ortalamasının altında ama en az 100 milyon metrekareye sahip klasik esnafı ne yapacağız? Memlekette her apartmanın altı dükkan. Üstüne üstlük tüm perakende zincirleri “sürekli büyüme” hedefi koymuş durumda. Net olalım; bu tabloda herkesin yaşamasına imkan yok. Şimdilik sokaklardaki dükkanlar boşalıyor, ama bunun sonucunda düşen kiralar, sokak ile AVM arasındaki “gider” makasını daha da açmakta. Kaba bir hesapla, sokaktaki bir tüketim ürünü mağazası, AVM’deki rakibinin yarısı kadar bir ciro yapsa dahi aynı ürünü yüzde 20-30 ucuza satarak aynı karlılığı yakalamaktadır. Yani sokakta organize olmak çok avantajlıdır ki yukarıda bahsi geçen trendin itici gücü, BİM’in başarısı bunu ispatlamaktadır. Öte yandan, bu gider yapısıyla ulusal zincirlerin iyi malı, iyi fiyata satma imkanları giderek zorlaşıyor. Özellikle kaliteli gıda üreticileri başta olmak üzere birçok tüketim ürünü üreticisinin, raflarda varlığını sürdürmesi rasyonel olmaktan çıktı. Zincirlerde en iyi malı, en uygun fiyatla tüketiciye ulaştırmanın yolu kapandı. Artık bu tür (iyi) üreticiler de çıkış olarak yerel marketleri ve şarküterileri seçiyorlar. Bahsi geçen trendin bir sebebi de budur. Şu sıra yerel markette daha iyi peyniri, aynı fiyata bulma ihtimaliniz daha yüksektir. Üstelik daha iyi bir muamele ile. Şimdi, tüm bu gerçekler alt alta geldiğinde “organize olmuş” sokaklar, AVM-Hipermarketlere karşı büyük avantaj yakalamakta. Ancak, burada kastım çarşılar değil. Artık yeni bir gelişim söz konusu. Eskiden çarşılarda organize olan esnaf artık yeni arterlerde organize olmak zorunda. Çünkü, çarflşılara ulaşım eskisi kadar pratik değil ve ortalama alışveriş sepeti de büyüyor. Bu durumda yeni cazibe merkezleri ortaya çıkıyor. Örneğin, İçerenköy Eski Üsküdar Yolu. Bu yolun avantajı genişliği ve arabayla gelenlerin park parası ödemeden durabilmeleri. Yeni açılan restoranlar giderek orasını “öğle yemeği cazibe merkezi” yapmaya başladı. Bölgenin simgesi Levon Pastanesi dışında çok iyi kasap, şarküteri, unlu mamuller ve doğal ürünler mağazaları açılıyor. Şimdi yapılması gereken, bu cadde esnafının bir araya gelip, çekiciliklerini arttırma çalışmaları yapmaları; otopark imkanları geliştirilebilir (en azından, esnaf kendi arabasını kapı önüne park etmez). Eksik olan bazı perakende formatlarını eklemek için çaba gösterilebilir, altyapı ve ışıklandırma sorunları vb ortak çabayla çözülebilir. Bölge markalaştırılabilir. Sonra da bu model, ülkenin her yerinde esnafa yeni bir umut yaratabilir. Ne dersiniz? Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Nisan 2009 - 2. sayısında yayınlanmıştır.
|