|
Coğrafyamızı değiştirdiğimizde farklılıklara daha mı anlayışlı oluyoruz? Kendi topraklarımızda, kendimize göre “diğeri” olanla yaşamakta zorlanırken, başka diyarlarda “diğer” olarak yaşamayı hatta oralı olmayı nasıl becerebiliyoruz?
Yeni dünya düzeni ve rekabetçiliğin sıkça tartışıldığı bugünlerde, “Crazy Turcs/Çılgın Türkler” in, enlem ve boylam değiştirince kendilerini nasıl yenileyebildiklerine kafa yorar oldum. Prof. Stéphane Garelli’nin çizdiği 2050 senesindeki dünya düzeni resmine bir bakalım; * Büyük pazarlar rekabeti domine edecek 2050 yılında Çin’in öngörülen 87 milyon çalışan sayısı, dünyadaki tüm diğer çalışan sayısının iki katına denk gelecek. Coğrafi ve iş gücü büyüklüğüyle Çin, rekabetteki ağırlığını ciddi anlamda arttırmaya devam edecek. * Nüfus artışı dengeleri etkileyecek 2050 senesinde 5 ülkenin; Hindistan, Çin, Pakistan, Bangladeş ve ABD’nin toplam nüfusu, dünya nüfusunun %50’sini oluşturacak. Türkiye hariç tüm Avrupa ülkeleri, yaşlı ve azalan nüfuslarıyla, tek başlarına bir güç teşkil edemeyecekler. * Küçük ülkeler tehlikede Büyümenin nüfusla çok orantılı olacağı 2050’de büyük markaları olan ülkeler bile tehlike altında olacak. Örneğin, Nestle ve Novartis, İsviçre’de global cirolarının sadece %5’ini yaratabilmekteler. Çalışanlarının büyük çoğunluğu İsviçreli değil.
2000-2050 Dünya nüfusu

Tüm bu notlarının arasında, daha mikro düzeyde, dünyalı olmak ve şartlara uyum sağlayabilmenin girişimcilerin uyum yasası olduğunu da belirtiyor. Prof. Garelli burada Türkler’e hakkını veriyor. Hem risk alma konusundaki cesaretimiz hem de dünyanın neresinde olursa olalım oraya ayak uydurmaktaki istediğimiz ve bunu hayata geçirmekteki hızımız...Dünya haritasında gözünüz kapalı bir nokta seçseniz, ister Uzakdoğu’nun ufacık bir adası, ister Afrika’nın kervan geçmez köyü, ister kutuplar olsun, “emek paramın peşinden geldim” diyerek sohbete başlayacağınız bir Türk bulacağınıza bahse girerim. İşte burada aklıma bir soru takılıyor. Coğrafyamızı değiştirdiğimizde farklılıklara daha mı anlayışlı oluyoruz? Kendi topraklarımızda, kendimize göre “diğeri” olanla yaşamakta zorlanırken, başka diyarlarda “diğer” olarak yaşamayı hatta oralı olmayı nasıl becerebiliyoruz? Doğal yeteneği takdir ederken, biraz da çalışsak... 2050 Dünya resmine göre, Türkiye’de hergün yeni bir Portekizce kursu açılmalı, Türkler Zulu’ca öğrenmeli, Çince en tercih edilen ikinci yabancı dil olmalı... Sufiler’in dediği gibi “Sizi kendinizden öteye götürmeyen bilgi, cehaletten beterdir.” Fikir sahibi olmakla bilgi sahibi olmak arasındaki farkı görüp, geç olmadan harekete geçsek, Prof. Garelli’nin 2050 haritası bile değiştirebiliriz. Bereketli bir yeni yıl dileğimle...
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Aralık 2010 - 22. sayısında yayınlanmıştır.
|