retailturkiye.com




Ana Sayfa | E-Dergi | Firma Rehberi | Yazarlarımız | Haberler | Basından | Hakkımızda | İletişim | Profiliniz Perşembe, 09 Eylül 2010 
Yerel zincirlerin geleceği ne olacak Yazdır E-posta
Haberler - Dosya
Çarşamba, 01 Nisan 2009 02:00

2001 yılında başlayan bir ivme ile birçok yerel zincir ya ekonomik nedenlerle ya da teklif edilen çok cazip fiyatlarla marketlerini elden çıkararak sektörden çekilme kararı aldı. Geçen sayımızda da bu konuda yaptığımız bir çalışmayı dergimizde yayınlamıştık.

Bu yazı küçükte olsa getirdiği ses büyük oldu. Türkiye’de yerel zincirlerin sayıları giderek azalıyor ve sektöre çok güçlü yabancı oyuncular hakim olmaya başlıyor. Sektör oyuncularının ve piyasadaki deneyimli tedarikçilerin, profesyonellerin bu konudaki görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyoruz:

Burda
Burda Marketler Zinciri Yönetim Kurulu Başkanı Atilla Ersan, öncelikle böylesine önemli bir konuyu sektörün gündeminde tuttuğu için dergimize teşekkür etti. Ersan, “Yerel zincirler gelecekte ne olacak? sorunuzu cevaplandırabilmek için kısaca modern perakendeciliğin

unsurlarına ve kökenlerine değinmekte fayda görüyorum. Bilindiği üzere modern perakendecilik, Fordizim üretim modeline benzer kütlevi satış tekniklerinin, standardize edilmesi temeline dayanır. Yani modern perakendecilik iyi kurgulanmış, iyi planlanmış bir üretim bandı gibidir. Kütlevi modelde perakendecilik yapmak istiyorsanız lojistik, sipariş ve stok yönetimi, raporlama gibi konularda % 100 etkinlik hedeflemeli ve hayata geçirmelisiniz. Çünkü çok uluslu zincirler nerede ise bu sınırlara dayanmış durumdalar. Modern perakendeciliğin bu mühendislik boyutunu yerel perakende zincirleri, ülkemize gelen yabancı perakendecileri modelleyerek öğrenmişlerdir. Henüz bu konularda yabancı zincirlerle boy ölçüşecek seviyelere gelinememiş olmakla beraber son on yıldamuhteşem bir mesafe alındığı bir gerçektir. Yerli girişimciler hem çok hızlı hem de çok dinamik. Bu hususlarda aradaki mesafenin hızla kapanacağı kanaatindeyim. İşin bir diğer boyutu ise tam da modern perakendeciliğin en güçlü dosya tablo1olduğu bu Fordizim modelinin, üretim aşamasında iflas etmiş olması ile ilgili. Özellikle bilişim devrimi sonrasında, dev üretim bantları daha fazla esneklik gerektiren koşullara uyamadıkları için sıkıntılı bir sürece girdiler. İşte bu günlerde Fordizimin mücessem hali, Ford ve General Motors şirketlerinin durumu ortada. Henüz perakendecilikte sıkıntılar bu boyutta hissedilmese de önümüzdeki on yıl içinde bu meselenin çok önemli olacağı kanaatindeyim. Yerli perakendeciler şimdiden, esnek politikaların uygulanması gereken bazı alanlarda yabancı rakiplerinin çok ilerisinde. Tabi bir de bir üçüncü boyut olarak, perakendenin insani (sosyal) boyutu ile ülke gerçekliğini de unutmamak gerek. Ülkemiz insanının kültür kodlarının çözümlenmesi, Türk tipi perakendecilik modelinin gelişmesi/geliştirilebilmesi de önemli olacak. Toplumun değişen sosyal ve siyasal talepleri de bu süreçte olumlu ya da olumsuz katkılara sebep olabilir. Tüm bu unsurları alt alta sıraladığımızda iç dinamizmini sürdüren yerli perakendecilerin, yabancılardan çok daha şanslı olduğunu ve kısa vadede değilse de orta vadede yerli perakendecilerin pazar kazanacağını söyleyebiliriz” dedi.

dosya kutu1Yabancı zincirlerin kısa dönemde Türkiye’ye ilgisini süreceğini söyleyen Ersan, ”Bu aynı zamanda güçlenecekleri anlamını da taşır. Fakat perakende sektörü sadece kendi başına hayatiyet gösteren bir sektör değil. İşin bir de tedarikçi boyutu var.  İşte bu nokta da tedarikçilerle yerli perakendecilerin kuracakları ya da kuramayacakları stratejik birliktelikler de son derece önemli. Bir de sektöre yeni girmesi muhtemel yabancı perakendeciler mevcut. Bir dönem sonra yabancılar da birbirleri ile ciddi rekabet içinde olacaklar. Şimdiye kadar satışlar iki kategoride gerçekleşti; birincisi ulusal yerlilerin (Gima, Tansaş, Migros), ikincisi ise yerel yerlilerin satılması. Ulusal yerli perakendecilerin  yabancıya satılma arzuları yıllardır bilinen bir durumdu ve nihayetinde tamamı satıldı. Tabi ki Türk perakendeciliği açısından bunların kendi içinde gelişimi hedeflemeleri ve ulusalda çok ulusluluğa adım atmaları istenen bir şeydi ama bağlı oldukları holdinglerin böyle bir amacı yoktu. Bu zincirlerin satışlarının sektör için bir kayıp olmadığı kanaatindeyim. Bir de diğer kategori de yerel yerlilerin satışı var ki bunun ülkemiz için de yerli perakendeciler için de hayırlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü yarıştan çekilen perakendecilere bakıldığında pek çoğunun kendisini geliştiremediğini, otokontrol mekanizmalarının zayıfladığını ve dinamizimlerini yitirdiklerini görüyoruz. Bunları satın alan diğer yerli perakendeciler ise müthiş bir iç dinamizim içinde. Sanki Anadolu’daki beylikleri toparlayarak bir imparatorluğa dönüşen Osmanlı Devleti gibi sürekli kendilerini yenileyerek gelişimlerini sürdürüyorlar ve sektörde kalıcı olmak istiyorlar. Zaten sektör içinde belirleyici olacak firmalar işte bu dinamizmi gösteren firmalar olacak” dedi ve üretici firmaların bundan etkilenmelerini de şöyle açıkladı:

“Perakendecilerle tedarikçi/üretici firmaların stratejik işbirliğinin öneminden bahsetmiştim. Henüz üretici firmaların pek çoğunun bu süreci sağlıklı değerlendirebildiklerini sanmıyorum, üretici firmaların çoğu sadece bu günkü resme bakarak hareket ediyor.”

Mopaş

Market satışlarının önemli sıkıntılar doğurduğunu düşünen Mopaş Marketcilik Tic. A.Ş Genel Müdürü Reşat  Narman,“Türkiye perakende sektörü, hem dünyadaki ekonomik göstergelere hem de Türkiye’nin ticarette gelişimine paralel olarak sürekli gelişim ve değişim yaşamıştır.

Ticari hayat da, yaşam gerçeği gibi doğar, büyür ve ölür. ‘General Motor’ gibi dünya devi bir firmanın artık yaşlılığının son safhalarına geldiğini görüyoruz. Perakende sektörü de aynı gerçeği yaşamaktadır.

Yakın gelecekte yerel perakendecilerin pazar payının çok agresif değişeceğini tahmin etmiyorum. Çünkü sektörden çekilen birçok yerel marka, sektörün önde gelen (Makro Market, Kiler v.b.) firmaları tarafından satın alınıyor. Bu da yerellerin pazar paylarında, kendi içlerinde değişim yaratıyor.

Uluslararası markaların, pazarlarını geliştirseler de global kriz nedeniyle, söylemleri kadar iddialı olacaklarını düşünmüyorum. Onların da kendi içlerinde ve pazarda rekabet ettiklerini, açtıkları her noktanın düşündükleri kadar başarılı olmadığını görmekteyiz. Global ekonomik kriz nedeniyle gelecekte pazarın ne yönde gelişeceğini net göremiyoruz, Türkiye’de ekonomi alanındaki ilerlemede belirsizlik var, bu nedenle yatırım yapmanın her lokasyonda çok akıllıca olacağını düşünmüyorum.

Market satışları, sektördeki pazar payına ve müşterinin yeni markaya güvenine endeksli olarak iniş veya çıkışlar gösteriyor. Genelde satın alan marka, daha güçlü hissedildiğinden, eski döneme nazaran daha verimli olur.

Market satışları, üretici firmalar ve özellikle distribütör firmalar için önemli sıkıntılar oluşturmaktadır. Birincisi, globalleşen pazarda üretici firmalar, pazar payının önemli kısmını oluşturan ulusal ve uluslararası firmalar karşısında pazarlık güçlerini kaybetmektedirler. İkincisi, özellikle yerel perakendecilerin hizmet aldığı distribütör ve bayi firmalar, marketin satılmasıyla işlerinin önemli bir kanalını kaybetmekte ve işlerini yürütememe riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum Türkiye ekonomisi ve istihdamı için de önemli bir kayıptır” dedi.

Biçen

Biçen Marketler Zinciri yönetim Kurulu Başkanı İhsan Biçen, her geçen gün azalan yerel marketlerin sektörü üzüntüye boğduğunu söyledi. Yerel marketlerle beraber bu ülkenin marka değerlerinin de yok olduğunun altını çizen Biçen, “Biz sadece marketleri görüyoruz. Oysa bu ülkenin önemli markaları, sektörün kuralları ve yasası olmadığı için kayboluyor. Şehir planlanması yapılmadığından bir yere 10 mağaza açılıyor ve yarısı yok oluyor. Açılan mağazaya harcanan emek ve sermaye kısa zaman sonra bir hiçe dönüşüyor. Belediyeler ve devlet şehir planlarına göre ihtiyaçları perakendenin ilk gelişim yıllarında belirlemeliydi. ‘Market Yasa Tasarısı’ için çok uğraştık ama bu konuda kimse bugün geldiğimiz noktayı hesaba katamadı. Satılan ve el değiştiren marketlerin çoğunda lokasyon sorunu var. Önce mağazalar açıldı, daha sonra ruhsatlar alınmak istendi. Oysa şehir planlaması yapılmalı ve her mahalleye, her bölgeye ihtiyacı kadar işletme açılmalıydı. Önce ruhsatlar alınıp daha sonra yatırım yapılsaydı bir çok sorunun üstesinden gelinebilinirdi” dedi.

Satılan marketlerde krizin de etkisinin olduğunu kaydeden Biçen, şu açıklamada bulundu:

“10 yıldır ülkede yok Wal-Mart gelecek, yok şu yok bu gelecek diye söylentiler yayılıyor. Bu söylentiler de yerli perakendecinin motivasyonunu olumsuz yönde etkiliyor. Migros’un bile satılabilir bir şirket olduğunu düşünen (ki gerçekte öyle oldu) perakendeciler, kendilerinin bu sektörde yaşama şanslarının az olduğu psikolojisini hep üzerlerinde taşıyor.

Rekabeti bilmeyen, enflasyon dönemlerinde para kazanan Türk markaları, rüzgar kesilince zorda kaldı. Depodaki maldan, bankadaki paradan para kazanma devri geçti. Sadece raftan para kazanmayı düşünme fikri, biraz geç fark edildi.

Yabancıların sermaye yapılarının güçlü oluşu bizim perakendecileri daha çabuk pes etmeye yöneltiyor. “10 yıl sonra perakendede yerim ne olur? ” cevabını veremeyen noktalar marketlerini satarak sektörden çekilmek istiyorlar. Bizler iki elin parmakları kadar kalacağız. Birleşmek aslında gelecekte var olmanın formüllerinden biriydi. Ama gerçekleştiremiyoruz. Zaten marketlerini satmak isteyenler de fon şirketleriyle görüşüyorlar.”

El değiştirme ve satış operasyonlarından perakendeciler kadar üreticilerin ve tüketicilerinde olumsuz etkileneceğini söyleyen Biçen, “Üreticiler, perakendecilerin isteklerine göre mal üretecekler. İleride sadece büyük zincirler kaldığında tüketicilerin cebinden daha çok bedel çıkacak” dedi.

Groseri

Son gelişmeleri görünce 90’lardan bu yana ısrarla savunduğu görüşünün değişmeye başladığını söyleyen Groseri Yönetim ve İcra Kurulu Üyesi Levent Uğurses, “90’larda Türkiye’nin pazar dinamiğine bakınca (kayıt dışı, organize pazar dengesi), lokal marketlerin iyi yönetilmek şartı ile pazarda ciddi büyüme potansiyeline sahip oldukları kanısındaydım. Nitekim Türkiye’nin her bölgesinde bu durumu lehine çeviren örnek lokal başarılara şahit olduk. 2000’lerde birçok uluslararası üreticilerin de dahil olduğu işletmeler, bu gelişimi fark edip araştırma şirketlerinden aldıkları verileri analiz ederek bünyelerinde lokal marketler direktörlüğü kadroları açtılar. Ancak son gelişmeler beni yıllardır savunduğum fikirlerimin tersi doğrultusunda ikna etmeye başladı. Düşüncem 2010 ve ilerisinde bu payın azalacağı ve eski değerlere ulaşma şansının çok zor olacağı bir döneme gireceğimiz şeklindedir. Yola devam edenler olacaktır, olmalıdır da. Onları heyecanla ve alkışlarla takip edeceğiz” dedikten sonra bu satışların sektöre etkisini şöyle açıkladı:

“Sektöre etkileri en başta lojistik yapıda olacaktır. Bölge bayiliklerinin, distribütörlerin geleceği soru işaretidir. Daha çok üretici ve kargo firmalardan uluslararası zincirlere dağıtılan ve tüketiciye ulaşan bir mal akışı geliyor gözümün önüne. Bu ayrıca cash&carry için ciddi bir fırsattır. Çünkü üreticiler eskiden bayi üzerinden gittikleri noktalara, fizibilitesi negatif olduğu için artık bayi yatırımcısı bulamayınca cash&carry üzerinden gidecektir.”

Üretici firmaların da pazarlıkta bu uluslararası zincirlere karşı alternatifleri azaldığı için daha zayıf duruma düşeceğini kaydeden Uğurses, “Artık fiyatı belirlemede masanın öbür tarafının ağırlık kazanacağına inanmaktayım” dedi.

Bugün dünya ekonomisinde 150 yıllık Lehman Brothers batabiliyorsa her şeyin mümkün olabileceğinin altını çizen Uğurses, satışlarda perakendecilerin aceleci mi davrandığı sorusuna şöyle cevap verdi:

“Her dava kendi içinde değişiklik gösterebilir. Benim bölgemde gördüğüm gelişmelere bakınca buna evet diyebilirim. Çünkü en başta dediğim gibi halen onlardan önce düzeltilmesi gereken kayıt dışı ekonomi ne yazık ki mevcudiyetini sürdürüyor.”

A.G.M dış Ticaret

Global sermayenin dünyadaki tüm sektörlerde ve coğrafyada olduğu gibi, Türkiye’de de etkilerini gösterdiğini söyleyen Meram Un ve Pare Küp Şeker’in satış-dağıtım firması olan A.G.M Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş Yönetim Kurulu Üyesi Turgay Alhan, “Ulusal zincirlerimizi satın alan global sermaye, hem kendi gelecek, hem yerel zincirleri alacak, hem de daha önce bazı market zincirlerinin yaptığı gibi zarar bütçeleri ile işe başlayarak tamamı yerli sermayeden oluşan yerel zincirlerimizi de kalite ve kantite olarak etkileyecektir diye düşünüyorum. Yerel zincirler azalmıyorlar. Bilakis artıyorlar. Ancak artmalarından daha önemlisi nasıl arttıklarıdır. Sağlam bir sermaye yapısı var mı? İnsan kaynağı ki bence en önemlisi budur, yeteri kadar değerlendiriliyor mu? İç ve dış müşteri memnuniyeti ne kadar sağlanabiliyor? Sadakat duygusunun günden güne eridiğini biliyoruz. Elemanlarımız ve müşterilerimiz bu erimenin neresindeler? Yerel zincirler, mevcut yapı içinde ulusallarla ne kadar rekabet edebiliyorlar? Yarın çok daha büyük, çok daha mücadeleci uluslararası zincirler geldiğinde hangi yöntemleri uygulayabilecekleri konusunda bireysel ya da örgütsel olarak ne kadar hazırlar, alternatif planları var mı? gibi sorulardır aslında bizi şu anda meşgul eden. Bunun dışında yerel zincirlerimiz yerel üreticilerle ne kadar kolkola giriyorlar, ne kadar dayanışma içindeler, yerel üreticilerle güçbirliği yapmanın önemi, onları ne kadar ilgilendiriyor ya da gündemlerinde var mı çok merak ediyoruz” dedikten sonra şunları söyledi:

“Gelişmenin olumlu ya da olumsuz olmasından ziyade nerede ve nasıl olacağını sorgulamak bana daha mantıklı gibi geliyor. Bırakın yerelleri hala ulusallarda bile o kadar çok eksiklikler var ki. Tahminimce, gelmekte ve gelecekte olan yabancı sermaye, insan ithal etmek mümkün olamayacağına göre öncelikle yetişmiş insan gücümüze atacak kancayı. Ondan sonra da zaten çok güçlü olmadığını düşündüğümüz sektörde alımlara öldüresiye bir rekabete başlayacak. O zaman yerel zincirlerin sayısının kaç olduğu çok önemli olmayacak. Bu nedenle şu anda yerel zincirlerin sayısının artmasından ziyade hizmet kalitesinin ve örgütlenmenin artması; öncelikle yerel zincirler açısından, sonra da üretici, satış/pazarlama şirketleri açısından önemli diye düşünüyorum. Yerel zincirler mutlaka iyi bir İK politikası izlemeli, yerel üreticilerle mutlaka iyi bir dayanışma içine girmelidirler. Ulusal ve uluslararası perakendecilerin güçlenmesi, perakendenin organize olması açısından fayda sağlar. Yerel zincirlerin de olabildiğince bu çizgiye gelmeleri kendi güçlerini arttıracaktır. Yoksa aynı bankalar gibi üç-dört gruptan başka yerel zincirimiz kalmayacak. Yerel zincirlerin yapacağı en önemli iş bıkmadan usanmadan eğitimler yaparak/alarak kendilerini güçlendirmeleridir”.


 
En Çok Okunan Haberler
Ücretsiz E-Bülten Üyeliği
Firma Rehberi

Ana Sayfa | E-Dergi | Firma Rehberi | Yazarlarımız | Haberler | Basından | Hakkımızda | İletişim | Profiliniz © retailturkiye.com