|
İnternet devrimi henüz sonuçlanmadı. 2000’li yıllarla beraber internet devriminin ikinci aşamasına mobil internet dönemine girmiş bulunuyoruz. Şimdiye kadar daha çok kişisel bilgisayarlar üzerinden interneti kullanabiliyorken, 2000’li yıllarda artık akıllı mobil telefon veya cihazlarla interneti kullanabilmeye başladık. Önümüzdeki beş yıl içerisinde, mobil araçların taşınabilirliği, her an erişilebilir ve online olması, fonksiyonalite ve kullanım kolaylığının artması ile şu anda eriştiğimiz bilginin en az 10 kat daha fazlasına erişebilir olacağız.
Dünya genelinde 5 milyardan fazla cep telefonu kullanıcısı bulunuyor. 21'inci yüzyılda artık insanın ayrılmaz parçası haline gelen cep telefonu, internet ile iletişim kurmak için kullanılan en yaygın araca dönüşecek. İnternet bağlantısının yüzde 80'inin 2015 yılında cep telefonuyla yapılacağı tahmin ediliyor. Bu tahmin, Apple, Google, Nokia ve Samsung arasında smartphone konusunda yaşanan savaşın nedenini de açıklıyor.
Pazardaki büyüme geçtiğimiz on yılda oldukça artış kaydetti. 2007 yılında yalnızca 3 milyar müşterinin bulunduğu sektörde, 2000'de yalnızca 720 milyon kişinin cep telefonu aboneliği bulunuyordu.
Sektördeki büyümenin mobil internet kullanımı sayesinde çok hızlı bir artış kaydetmesi bekleniyor. Geçen yıl dünya genelinde 3G kullanan kişi sayısının 360 milyon olduğu belirtiliyor. Bu rakamın bu yıl 500 milyonu, 2015 yılında ise 3,4 milyarı geçeceği tahmin ediliyor.
Morgan Stanley’in yaptığı araştırmaya göre dünyadaki mobil internet kullanıcı sayısı 2013 yılı itibarı ile kişisel bilgisayarlardan interneti kullanacakların sayısını geçiyor. Kişisel bilgisayarlar ile sadece masa ortamında interneti kullanıyorken, akıllı telefonlar ile uyumadığımız, bilgiye ihtiyaç duyduğumuz her anda interneti kullanabiliyoruz. İstediğimiz bilgiyi araştırabiliyor, şirketteki yazılım uygulamalarını kullanabiliyor, sayısı her an artan kişisel mobil uygulamalar ile işlerimizi daha rahat görebiliyoruz.
Mobil internet perakende kuruluşlarının bilgiye dayalı karar verme ve icra süreçlerini etkileyeceği gibi tüketicileri de büyüyen bilgi yumağının içerisine alıyor.
Artık gelinen noktada rafların arasında dolaşan mağaza görevlisi rafta tükenmek üzere olan bir ürünü gördüğünde elindeki cihaz ile ürünün barkodunu okutup, o ürünün depoda olup olmadığa veya yeni siparişi olup olmadığına bakarak gerekiyorsa sistem tarafından otomatik önerilen miktarda sipariş verebiliyor. Ya da tersi bir şekilde ofis ortamı dışındayken en az satan ürünleri takip edip bu ürünlerle ilgili stoğun şişmiş olduğunu tesbit edip, gelmek üzere olan bir siparişi iptal edebiliyor. Müşteriyle birebir görüşen bir satıcı mağazada olmayan bir ürün için müşterinin adresine başka mağazadan ya da depodan anında sipariş emri verebiliyor. Bir bölge müdürü hatta tedarikçi satış temsilcisi o gün hayata geçen kampanya başarısını ve ilgili ürünlerle ilgili anlık stok durumunu ofisinde olmasına gerek kalmaksızın takip edebiliyor ve gerekli önlemleri vakit kaybetmeden alabiliyor.
Müşteriler de bu sürece dahil olarak mobil cihazdan bulunduğu yer bilgisini girmeye gerek kalmadan en yakın mağazanın adres bilgisini, o mağazada kendisine özel veya genel bir kampanya olup olmadığını, hatta daha önceki alışveriş bilgilerine yönelik en çok satın aldığı ürünlerle ilgili bir promosyon olup olmadığını öğrenebiliyor. Tedarikçi firmalar yeni sundukları ürünü tüketiciye duyurabilmek ve tanıtabilmek için raftaki kendi ürünlerini mobil cihaz kamerası ile okutup, ürün bilgisini alan müşterilere ödül ya da puan veriyor, bazen bu ödül yerini Unicef’e gönderilen yardıma bırakabiliyor.
Yine artık Amerika’da perakendecilik hayatında, elektronik ürün alan müşteriler karar vermeden önce alternatif ürün fiyatına bakmak için mobil cihaz aracılığı ile bu sorgulamayı yapıp vakit kaybetmeden kararını verebiliyor.
Bahsettiklerimiz sadece başlangıç örnekleri. İleride tüketiciye sunulan katmadeğeri arttırmaya yönelik çok daha ilginç uygulamaların ortaya çıkacağına eminim. Bugüne kadar yazılarımda bilgiye dayalı yönetim yetkinliğinin arttırılmasının nasıl olacağını, elindeki ham veriyi bilgiye dönüştüren ve iş süreçlerinde kullanabilen firmaların rakiplerine göre rekabette önde olacağını anlatmaya çalıştım. Şimdi artık lider perakendeciler iş zekasının mobil ortamdaki uygulamalar içerisine gömülmüş hali olan “mobil zeka” uygulamalarını kullanarak, karar süreçlerinde bilgi kullanımında kendilerine yaklaşan rakiplerine göre farkı yeniden açmaya başlıyor.
Tabii ki bahsi geçen mobil zekaya geçmek ya da fayda görmek sağlıklı bir bilgi yönetim sistemi kurmamış, daha masa ortamındaki statik zeka kullanım kültürünü tesis etmemiş ve bilgiye dayalı karar vermeyi esas edinmemiş perakendeciler için mümkün olmayacaktır. O nedenle tüm perakendecileri bilgiye dayalı yönetim yetkinliğini ölçmeye ve eksikliklerini tamamlayarak mobil internetle beraber bilginin değerinin daha da arttığı rekabet sürecine hazır olmaya davet ediyorum.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Temmuz 2010 - 17. sayısında yayınlanmıştır.
|