|
Düşen kar marjlarını dikkate aldığımızda perakende firmalarının yanlış yere açılan mağazanın zararını telafi etme, ölü saatlerde fazla personel bulundurma, fazla stok maliyetine sahip olma, yok satmadan dolayı uğrayacağı ciro kaybı ve müşteri memnuniyetsizliklerini telafi etme şansı eskisine göre daha az.
Türkiye perakende pazarının geçen yıla göre 2011’de daha iyi bir dönem yaşayacağı öngörüsü ile yeni yıla giriyoruz. Pozitif ortam bazı firmaları ister istemez büyümeye ve yatırım yapmaya teşvik ederken, gözden kaçırılmaması gerektiğini düşündüğüm talep tahmini ve planlama konusuna dikkat çekmek istiyorum.
Dünya’nın 10. büyük perakende pazarı olan Türkiye perakende sektöründe her ne kadar büyüme trendi söz konusu olsa da düşen kar marjları firmaların hata yapma lüksünü ortadan kaldırıyor. Rekabetin son fiyatı belirlediği ortamda operasyonunu kim daha düşük maliyetle döndürüyorsa ve müşterisine daha iyi hizmet sunabiliyorsa o yarışta öne geçiyor. Maliyetlerin önemli bir kısmı tedarik zinciri, işgücü ve stok maliyetlerinden oluşuyor. Bu maliyetleri belirleyen ana ortak öge talebin tahmini oluyor.
Düşen kar marjlarını dikkate aldığımızda perakende firmalarının yanlış yere açılan mağazanın zararını telafi etme, ölü saatlerde fazla personel bulundurma, fazla stok maliyetine sahip olma, yok satmadan dolayı uğrayacağı ciro kaybı ve müşteri memnuniyetsizliklerini telafi etme şansı eskisine göre daha az. Bu saydığımız sıkıntıların hepsi yine talep tahmini ile ilgili.
Birçok firma talebi tahmin ederek siparişlerini verirken halen bir gün önceki satışlara ve geçen sene aynı dönemdeki satışların direkt ortalamasını baz alarak hareket ediyor. Bu firmaların çoğu fazla stok ve yok satmalardan şikayet ediyor. Artık günümüzde talebi daha doğru tahmin etmek için daha uzman istatistiki ve hatta veri madenciliği yöntemlerini kullanmak kaçınılmaz hale geliyor. Her ürünün davranışına göre farklılaşan teknikleri kullanmak gerekiyor. Talebi belirleyen unsurları yine veri madenciliği yöntemlerini kullanarak anlamak ve elde edilen çıktılar sonucunda lokasyon, ürün kategorisi ve tedarikçi bazında farklı tedarik planlamaları yapmak önem kazanıyor. Stok devir hızı hep yüksek olan bir ürün, mevsimsel olan bir ürün, az satan yüksek stok değeri olan ürün, tedarik açısından zorlukları olan bölge, alışveriş merkezinde olan bir mağaza, Salı günleri yanında pazar kurulan bir mağaza, üniversite içerisinde yer alan mağaza, çok yakınında 3 tane rakibin olduğu mağaza, otopark yerinin olmadığı ve ortalama sepet tutarının düşük olduğu, rakibinin promosyona girdiği mağaza ve ürünler gibi birçok değişken özellik talebi ve buna göre stok planlamasını değiştiriyor.
Yapılan ölçümlemeler bir gıda mağaza zincirinde 20’ye 80 Pareto Kuralı’nın işlediğini, yani toplam satışların %80’inin ürünlerin %20’si üzerinden gerçekleştiğini söylüyor. En yoğun promosyon gününde dahi ürünlerin %65’inin satılmadığı, ortalama yoğunluktaki bir günde ürünlerin %75’inin hiç satılmadan günü kapattığı yine yapılan ölçümlemelerden ortaya çıkıyor. Bu durumda perakendeciler sadece kilit %20 segmentindeki ürünlere odaklandıklarında maliyetlerin düşmesi ve müşteri memnuniyeti için önemli yol katediyorlar.
Talebi doğru tahmin etmemiz tek başına yeterli olmuyor. Tüm tedarik zinciri oyuncularının aynı talep tahmini üzerinden planlama yapması söz konusu değilse üretim planlama ve teslimatlarda problem yaşanıyor. Üretici, dağıtıcı, lojistik firması, ürün planlama, depo yönetimi, mağaza yönetimi aynı plan üzerinden çalıştıkları zaman gerçek maliyet düşüşü ve gelir artışı ortaya çıkıyor. Bu nedenle artık Türkiye gıda perakendeciliğinin B2B ya da başka deyişle tedarik zinciri portallarının üretici ve dağıtıcı firmalara talep tahminlerini sunmasının zamanı çoktan gelmiş bulunuyor. Halen talep tahmini yapsam ne kazanacağım diye sorgulayan firmalar varken bu çalışma düzenine ilk geçen firmaların rakiplerine göre avantaj sağlayacakları aşikar.
Gelişen analitik yazılım çözümleri ile her perakendecinin geleceğini gösteren bir “Kristal Küre”’ye sahip olabileceği şu günlerde tüm perakendecilere bol kazançlı bir yeni yıl diliyorum.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Ocak 2011 - 23. sayısında yayınlanmıştır.
|