|
Şu an itibariyle hem tasarımlar hem de patentleri ilgilendiren tecavüz davalarının sayısı yaklaşık 7-8 bin civarında. Bu davalar sonuçlanmış davalar olmayıp, halen yürümekte olan davalar.
Patent haklarının korunmasına ilişkin ülkemizdeki mevzuat, batılı ülkelere göre daha etkin bir koruma sağlıyor. Batılı ülkelerde patent tecavüzünde, diğer tazminatlar yanında sadece para cezası uygulanıyor. Ülkemizde ise diğer tazminatlar yanında hem para cezası, hem iş yeri kapatma cezası, hem de 2 yıldan başlayan hapis cezaları uygulanıyor.
Halihazırda bu cezalar; ürünlerin dış görünüşlerini, estetik ve görsel özelliklerini koruyan endüstriyel tasarımlarda ve yeni olan buluşları koruyan patentlerde ve faydalı modellerde uygulanıyor. Bu alandaki haksız eylemler, tecavüzler özel olarak kurulmuş olan Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi diye anılan mahkemelerde ele alınıyor.
Şu an itibariyle hem tasarımlar hem de patentleri ilgilendiren tecavüz davalarının sayısı yaklaşık 7-8 bin civarında. Bu davalar sonuçlanmış davalar olmayıp, halen yürümekte olan davalar.
Geçtiğimiz yıl Anayasa Mahkemesi, markalara uygulanan hapis cezalarının kararname ile uygulandığını, kararname ile hapis cezası konulamayacağını, zaten uygulanan 2 yıllık hapis cezasının orantısız olduğunu belirterek Markalar Kararnamesi’nin ceza ile ilgili maddelerini iptal etti. Bu iptal sonucu marka tecavüzüne ilişkin 9 bin dava düştü. Meclis alelacele bir kanun çıkararak, boşluğu kanunla doldurmuş oldu.
Ancak aynı şekilde kararname durumundaki tasarımlar ve patentlerle ilgili kararnamelerde bir değişiklik yapılmayınca, bu kez bu davaların düşmesi gündeme geldi. Nitekim mahkemeler önlerine gelen tasarım ve patent tecavüz davalarında beraat kararları vermeye başladılar.
Bununla paralel olarak acil ve acele iş olması nedeniyle, tecavüzlerde ki polisle anında müdahale imkanı da ortadan kalkmış oldu. Çünkü önceden tasarım veya patente bir tecavüz olduğunda yeterli kanıtla savcılığa müracaat ediyor, mahkemeden alınan arama kararıyla anında (aynı gün) tecavüzün yapıldığı yere gidip mallara el konulabiliyor ve ceza davaları açılabiliyordu. Mevcut durumda bu imkan ortadan kalktı ve biraz önce belirttiğim gibi 7-8 bin civarındaki dava esasen fiilen düştü.
Bu durum aslında, ülkemizde yıllardır devam eden bir garabetten kaynaklanıyor. O da şu: Kanun yerine kararnamelerle idare etmek. Meclisin belirli konularla ilgili olarak hükümetlere verdiği kanun gücünde kararname çıkarma yetkisi sonucu, birçok alanda kanun yerine kararnameler var. Anayasamıza göre bunların çıkarılmasından itibaren, iki ay içinde meclise sunulup kanunlaşması gerekiyor. Ama kararname kendiliğinden düşmeyeceği için bu yapılmıyor ve yıllarca kararname ile ülke idare ediliyor. Sorunun asıl kaynağı bu. Nitekim tasarım ve patentlerle ilgili kararnameler 15 yıldır yürürlükte ve halen kanunlaşmış değil.
Şu an için bu tür tecavüz durumlarında, hukuk mahkemelerinden tedbir almak suretiyle müdahale yolunu kullanıyoruz. Ama acele olarak adı geçen kararnamelerin, kanun olarak çıkarılması gerekiyor. Aksi takdirde, hala taklitçi bir ülke olmamızdan dolayı bu alandaki yasalara güven kalmayacak ve ortaya çıkacak sonuç ülkemiz açısından pek de hayırlı olmayacak.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Temmuz 2009 - 5. sayısında yayınlanmıştır.
|