|
Hem ülkemizde hem de dünyada yaşanan ekonomik kriz aslında tüm ezberleri bozdu. Ülkemizin bugüne kadar yaşadığı krizlerin tamamı kendi coğrafyamızdan doğan krizlerdi. Bu kriz ise tamamen farklı. Tüm dünya ekonomileri birbirine yakın zamanlarda problem yaşamaya başladılar. Bu problem özellikle Avrupalılar için daha fazla gibi görünüyor. Bu anlamda ülkemiz 2001 krizinden bu yana reel piyasada almış olduğu tedbirler nedeniyle biraz daha problemsiz gibi gözüküyor.
Ancak reel sektör açısından baktığımızda, işletmeler olarak mikro düzeyde de yeni dünya düzenine ayak uydurmamız gerekiyor. Eski bildiklerimizden bazılarını artık tarihin derinliklerine bırakıp yeni değerleri inceleyip kararlarımızı ona göre almamız gerektiği inancını taşıyorum. Aksi takdirde ticari ölüm sizi bekliyor demektir.
Bu nedenle iş yapış şekillerinizi lütfen yeniden gözden geçirin. Ne olursa olsun, benim hedefim nedir? İşi nasıl konumlandırmalıyım? Nasıl denetlemeyelim? Lütfen bu soruları kendinize sorun. Göreceksiniz yapılacak ne kadarda çok iş varmış diyeceksiniz kendi kendinize. Yani ezber bozuldu işimizi farklı şekillerde yapmaya özen gösterelim. Kısa da olsa biraz da mağazacılıkta istikrar ile ilgili birkaç cümleyi de sizlerle paylaşmak istiyorum.
Önce kelime anlamı olarak istikrar kısaca; aynı biçimde kararlı, sürekli ve devamlı demektir. Bu nedenle perakende sektöründe istikrar kelimesini anlamak ve uygulamak son derece önemlidir. Ürün istikrarı, personelin maaşı, müşteri ilişikileri, sevkiyat düzeni, aklınıza ne kadar proses geliyorsa bunların standart ve istikrarlı olması gerekir. Bunları artırmak mümkün. Eğer bir market çalıştırıyorsanız her sabah mağaza açılmadan sebze meyveden şarküteriye, ekmeğe kadar her şeyin hazır hale gelmesi ve müşteriye standart şekilde açılması gerekir. Ancak bu durum market yaşadığı sürece her gün olmalıdır. Yani istikrar elden bırakılmamalıdır. Bir tek gün bile aksatmak kuruma ciddi zarar verir.
Bu nedenle her türlü iş sürecinde standartlaşmaya gidilmelidir. Her gün farklı bir anlayışla müşterinizin karşısına çıkamazsınız. Standartlaşmak ve istikrarı sağlamak çok önemlidir.
Mc Donalds tam 132 ülkede, tam 32.000 farklı restoranda hizmet veriyor. Fakat şirketin hem yönetim şekli hem de ürünlerinde standart ve istikrar var. Her restorantında hizmet aynı. İşte belki de 50 ürünle dünyanın en önemli şirketlerinden bir tanesinin hepimize örnek olması gereken özelliği bu. Bir örnekte Bim’den: neden başarılı? sorusunun cevabı çok basit. Ancak bu basitliğin ve kolaylığın altında aynı felsefe var. Antalya’da da aynı fiyat, aynı ürün, İstanbul Kartal’da da. Basitliği sadeliği ve standartlaşmayı asla aklımızın bir köşesinden çıkarmayalım. Tabii ki bir çok faktör daha sıralamak mümkün; kalite vs. gibi.
Bir gün A ürününü bulunduracaksın, sonra 2 yıl satmayacaksın, böyle bir mantıkla nereye kadar gideceksin. Bim’de Migros’ta aynı ürünü her zaman, aynı yerde bulabilmek, aynı standart hizmeti alabilmek! İşte başarının sırrı burada. Çünkü mağazaya gittiğinde ne ile karşılaşacağını biliyorsun, beklentilerin belli, sürprize yer yok. İstikrarı, standartlaşmayı, düzeni sağlayan, siparişlerini zamanında mağazasına gönderen, müşteriye teşekkür eden, kalitesiyle, ürün yapısıyla müşterisini ikinci defa mağazaya getirenler mutlaka bu savaştan kazançlı çıkacaktır.
Bununla birlikte, rekabet artık satranç gibi. Hamleleri ve geleceği yorumlayabilenler, piyasa trendlerini önceden görenler, değişen müşteri ihtiyaçlarına uygun çözüm bulanlar ayakta kalacak. Ancak dün farklı bugün farklı uygulamalar yapanlar, standartlaşamayan, işlerini istikrarlı götüremeyenler mutlaka bu sahnede yer almayacaklardır. Şirketler temel iş süreçlerini, müşterilerinin gözünde rakiplerinden ayırt eden taklit edilmesi zor stratejik yetenekler üzerine inşa etmeli ve bütünün her parçasını en ince ayrıntısına kadar, hesaplamalıdır. İşleri basite indirgemelidir. Sizce puzzle’ın bir parçası yerine konmamışsa iş bitirilmiş olur mu?
Değişime ayak uydurun kendinizi yenileyin işinizi istikrarlı ve standarda uygun yapın. Hoşçakalın.
Bol kazançlar.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Şubat 2010 - 12. sayısında yayınlanmıştır
|